delifişek zamanımız

son sözü söyleyen küfrü yiyecekti hep
son gülen
iyi ölecekti.

Metinler kategorisine gönderildi | 1 yorum

kül zamanı: külüstür

doğar gibi düşündük, sevinç gibi bahçe de
orda burda, külüstür, yerde üzüm salkımı
doğar gibi bahçede, ölüm aklıevvelin
duyar gibi severdik, gün bizimdi, külüstür

sorar gibi sevindik, hayat gibi öfke de
sende bile, külüstür, harda serin rüzgârız
sorar gibi öfkede, kucak açmış küllerin
sarar gibi bakardık, yarar mıydı külüstür?

kanar gibi yakındık, yanar gibi ülke de
sanırsın ki, külüstür, beşikte çöl mevsimi
kanar gibi ülkede, karışır demin, hâlin
solar gibi arardık, son deminde külüstür

uyur gibi arındık, tozar gibi türkü de
hazır yine, külüstür, derde yürek burgusu
uyur gibi türküde, ömür ne ki söz olsun
yarın gibi gelirdik, gitse miydik külüstür?

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

haritalar – 3

doğru yolda gittiğini sanarken birden bire fark edip sanki birileri seninle beraber yürüyormuş hissine her kapıldığında söylenen o özlü sözler gibi dokunaklı anlamlar çıkarıp anlamsızlığın hileyle de olsa aşıldığı noktada konuşulan konular arasından sana en uygun olan cümleyi izlek alarak bir şeye karar verirsin ya nedense en son aklına gelen ihtimali karşında bulur ondan kaçar gibi başka yollar arar gibi düşünüp durduğun o sessizlikler neden dediğin neden ama sen de bir uçurum kadar özgürlüğü hak edip bir uçurum kadar kendine doğruydun ki bunun hayata dönüşen özneleri olmadığından ne zaman bir önem keşfetsen sonunda bakıyorsun ki nesneleşip diğer tarafta bulduğunda kendini içinden en olmayacak noktasında mütemadiyen romanlarımıza kahraman aramakla suçlandığımızdan belki bir gün düşünülecekse ne yöne gittiğimiz ve en çok da bunlara üzülmüşüzdür diye en çok da bunlardan dolayı işte gitmeyi uygun gördüğümüz o günlerde sen tut hiç olmadığın kadar sakinliğine gömülüp alt alta koy birikenleri en sonunda bir hesap çıkacak ya hani diyeceksin ki ben bunları bunları yaptığımda o da şunları şunları aklından geçirmekle bir hayat mı yaratacaktık sanki meseleler böyle mi çözüme ulaşmaya çalışır işlerin hiç olmadığı kadar anlaşılmazlığından yakınıp diyecektin ki sen anlamadığın için bunca zamandır sebepsiz yere koşturarak varmak istediğin yerin yanlışlığından habersiz ve neleri feda etmekte olduğunu göz göre göre desem ki bir gün belki başka yerlerde ağlamaklı olduğumuzda içinden geçen o hayat çürükler ağrılar içinde uyanılan bir sabahın ardından çevrilen bir telefon numarası ne bileyim bir yazı belki ne olduğunu bile anlayamadığımız cümleler içinden kelimeleri seçerek şu anlama mı geliyor şunu çağrıştırmak mı istiyor diye ararken bulduğun bambaşka birinin kollarında gözünü açtığında dinlediğin bir şarkının bir yerinde belki bir an da olsa bir an belki yaşanmışlıklar var diye paylaşılmışlar arasında sen de kendine eninde sonunda seçeceksin ya o hayalini kurduğun hayatın kırıntıları arasında yine bir ağrılı günde savaş değil demiştim ya hani bu hiç de düşündüğün kadar sancılı olması gerekmeyen oyunsa da oyun işte adını koymasan da belki bir başka hissin icadına katkıda bulunduğumuzdan mıdır bilinmez-liklerin arasından kendine bir acı icat edebilirsen ve bunu bile paylaşmaya hazırsak bir yerinde zamanın işte biliyorsun diye üzerine gitmeye korktuğumuz o söylense belki rahatlanacak belki içinden çıkılmaz bir hâl almış hayatın yeniden ve yeniden ortasında tabii ki yalnız da herkes kendine bir ömür tasarladığında sen de hesap hesap hesap yapmaktan yorulmadın mı artık?

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

yüzey – 3

- sen gerçeklerden söz ettikçe ben gerçekliğimi yitiriyordum. bu durumdan kurtulmak için ne yapmam gerektiğini bilemiyordum.

- kurtulmak mı?

- seni yargılayamazdım.

hayatın kontrolden çıktığı an, onun bütünüyle kontrolünde olduğunu sandığın andır. artık etrafında olup biten her şeyin “sen öyle istediğin” için gerçekleştiğini düşünürsün. uçsuz bucaksız bir teslimiyete yelken açmışsındır. varsayımlarında boğulursun. gözünü açtığında karanlığın ortasında bulursun kendini. bu kez her şeyi baştan alır, daha ağır adımlarla, daha düz bir çizgide yürümeye çalışırsın. yol seni “gideceğin” yere götürür.

başka bir yere gidemezsin zaten.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

siz

siz bir umutsunuz bu kötümser dünyaya. elinizden her şey gelir, siz varsınız, daha ne? el ele tutuşmaya görün, mevsimler değişecek bir anda. göz göze geliniz, siz, ormanlar yeşerecek. inanın kıvılcım gibisiniz, aydınlığınız yeter. sizin baş edemeyeceğiniz bir şey yok bu dünyada. iş ki, “siz” olun, sizsiz kalmasın dünya. sizi anlamayanlar er geç farkına varacaklar. duyacakları pişmanlık, ömür boyu sürecek bir erdem denizinde boğacak onları. onlara bile faydanız dokunacak yani. içiniz elvermeyecek sonuçta. her defasında gülümseyeceksiniz bu güzel tablo karşısında. ve elbette o kadar önemsemeyeceksiniz yaptıklarınızı, bazen uzaktan el sallamakla yetineceksiniz. sizin varlığınız, inanın, hepimizi büyütecek.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

yüzey – 2

- hep bir seçim yapmak zorunda olduğumu hissediyordum. oysa sen sürekli, “karar vermek”ten bahsediyordun. bense buna bir türlü anlam veremiyordum.

- peki hangisinin daha zor olduğuna karar verdin mi?

- bu konuda bir seçim yapmak çok zordu.

zaman zaman yönünü değiştiren olaylar yaşarsın. büyük bir dikkatle “asıl” yöne dönmeye çalışırken, bu çabanın, aslında tekrar yön değiştirmene sebep olduğunu fark edersin. o zaman da vardığın yeni noktanın (yeni yönün), ilerlemen gereken asıl yön olduğunu anlarsın (sanırsın). bu da yaşadıklarının ve yönünün aslında senin kontrolünde olmadığı anlamına gelir. bu noktada kontrolü tekrar kazanmak için yapman gereken, öncelikle, yönünü kabullenmek, en azından bir süreliğine de olsa, düz yürümektir.

ama sen öyle yapmazsın.

Metinler kategorisine gönderildi | 2 yorum

güz kamaşması

haluk-uygur

biriktirdim sevdalarını sonbaharın…

biriktirdim sevdalarını, sonbaharın deminde
sezmiştim
yağmura denk gelecek yersiz bir öfke vardı
sancıya döndü ansızın umut
beklenmedik bir yoldu yine
yine yaklaşıyorduk bir yerlere, asi, usul
sevgili!

seni bekledim diye…

“seni bekledim” diyebilmekten geçiyordu gün
suskun duvarlar –ki ne olacaktı?– yüzüme
bakıp durdular. öyle tenha tanıdım ki hayatı
her sokakta her rüyada bağırmak
yaşamaktan bizden bir imza bir iz –ikimiz–
bir ses olsun istedim
fazlasıyla susmuştum,
karanlıktı…

bir çaba, bir umut için…

bir çaba, bir umut, içinden çıkılmaz işti
ne zor kazançtı kimi
ikimiz bir belki’ye anca yetiyorduk
sabrın kanıtlarıydık bir anlamda
buluştuğumuz yerler yağmalandı sonra
çokça saklanmaktı sevda
sevda
tıkabasa…

ellerimi tut…

ellerimi tutsak bir
hayalden temizledim (yani hazırdım artık)
yenik çocuk hırsıyla başladık yeniden
gözlerin çakmak çakmaktı
gözlerim çelik çomak…
öğrenmişlerdi, herkesler oradaydı
önemliler önemsizler ve roman kahramanları
(sevgililer, sevgisizler…)
içimizdeki casusları söyleyecektik sanki
içimize sızan hayatı çağırdık birden bire
bir uğultu koptu sonra
tehlikeliydik artık…

sevdadan yana…

sevdadan yanan bir gül sararırdı ancak
ki gözleri ölümden beterdi sevdanın
yıllarca uyumamışlığın zahmetinden öteydi
bir yerlerde unutulmak heveslisi çocuğu
gizliden gizliye takibe mecburdu
kaybettiği anda bitikti işi
zamanlıkların arasından bir şey sıçradı!
titredi sevda, gözünü açtı…

görülmüştür!

görülmüştür artık damla ya da göl olmak istemediğimiz
nehir başlattı bunu biz de izledik
bilinen son hikâyeyi bir çağlayan anlatır şimdilerde
biz akıp gideli çok zaman oldu
sabahın ilk sesleri gibi mahmur bu sevda yine
biz akıp gitmişizdir
elini, tutmuşumdur…

yitik bir bahartesiden türedi sevda

yitik bir sevda…

Eylül 2000 – Ocak 2009

Metinler kategorisine gönderildi | 1 yorum

yüzey – 1

- ilk kez hayallerinden söz ettin. sessizce dinledim. yapmakta olduğun şeyin farkına varıp susacaksın diye ödüm kopuyordu.

- bazen “seslendirme”ye ihtiyaç duyar insan. ama sonuçta onlar o ânın hayalleridir. ne söyleyecektiysen, o an söylemeliydin. nasıl yargılayacaktıysan…

- yargılamak mı? ben kurtuluşundan bahsediyorum.

önünde öyle uzun bir yol vardır ki, her şeyi ölçüp biçmeye, üzerinde uzun uzun düşünmeye, etrafında olan bitenlerle ilgili ufak tefek deneyler yapmaya, hattâ canın sıkıldıkça oyunlar oynamaya alıştırmışsındır kendini. yaşayışında, bir-iki radikal dönüşüm dışında, küçük düzeltmeler ya da güncellemeler olur genellikle. güncelliğini yitirmiş bir kişiliğe sahip olmak seni olduğu kadar, çevrendekileri de sıkar. yani, “başkalarını”… başkalarının senin için önemi, başkalarının senin için önemi kadardır aslında. onların yaşamları üzerine düşünmeyi sevmezsin. onların seni anlama çabaları ise belki tek yaşam kaynağındır. peki gerçekten anlamaları, olduğun gibi yani, mümkün mü?

buna izin veremezsin.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

kıyı

dalga seslerine uyanıp pencereden baktım bir süre. hiçbir şey düşünmedim. gitmem gerekiyordu. nereye gideceğimi düşünmedim. susmayı öğreneceğim bir yere gitmeliydim herhalde. dilini bilmediğim bir yere belki. alışkanlıkları olmayan insanların arasına karışmalıydım. hiçbir şeye alışmamalıydım.

aylar önce bu kuytu ilçede, yine bu otel odasında düşündüklerimle bir kıyıya varmıştım. o kıyıda ne kadar durduğumu hatırlamıyorum. belki birkaç hafta, belki birkaç ay. zaman, anlamını yitirmiş olmalı. önemli olan o kıyıda gördüklerimdi. her şeye bütün olarak baktığımda bir sonuca ulaşmıştım. hâttâ daha da ileri gidip, bir “kural” belirlemiştim. bir telaşla bu kuralı sınamak istediğim zamansa işe yaramamıştı. önce yanıldığımı, yanlış bir çıkarıma ulaştığımı düşündüm. ama sonra önemli bir ayrıntı daha ekledim kural’a. ne zaman, olanlar hakkında fikir yürütmeye, tahminde bulunmaya kalksam, bu kural işlemeyecekti. geçmişe ait veriler, geleceğe uyarlanamıyordu. kural hep ileri’ye ilişkindi. duruma müdahale ettiğim anda, işe geçmişi bulaştırmış oluyordum ve doğal şartlar ortadan kalkıyordu. yani anahtar gibi bir şeydi. öngöremeyeceğim kapılara aitti. ama gerçekti işte. onu hesaba katarak yaşamaya kalktığımda canıma okunacağını söylüyordu. er geç canıma okunacak olması ise kuralın ta kendisiydi. gülümsedim.

dalga seslerine uyanıp pencereden baktım bir süre. bana bir harf daha öğretilmeliydi belki. bir denizi daha geçmeliydim denizle bir olmadan. yara bere içinde de olsa kıyıya varmalıydım. susmayı öğreneceğim bir yerden çıkmalıydım karaya. dilini bilmediğim bir yere. alışkanlıkları olmayan insanlar arasına.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

yollar söyletir – 8

valizini teslim edip saate bakarsın. 6:30′u gösteriyordur. içini kemiren sessizlikten kurtulmanın zamanıdır. en uzun gece yaşanmıştır. birden ışıklar kararır. “çıt” yok. şüphesiz, oradaki en kutsal varlık sensindir o anda. katıksız bir duygudur bu. artık saklayacak yer de yoktur. teslim olmak gerekir. havaalanının ortasında korkuluk gibi dikilirsin bir süre…

“gönder”

nice sonra hayata dönersin işte…

gözünü açtığında uzaklardan nurhak dağı görünür. ne kadardır uyuyorsun? ne gördün rüyanda? yağmur kümelerine girip çıkarak inişe geçildiği sırada içine tarifsiz bir sıkıntı dolar. nefes alamazsın. sebebiniyse birkaç saat sonra anlayacaksındır…

bildiğin tüm maraş türküleri acı yüklüdür zaten.

kahramansız bir öykü başlatırsın. zamansız.
.
.
.
böyledir bizim sevdamız – zülfü livaneli – 4′.26”

Metinler kategorisine gönderildi | 1 yorum