İçeriğe geç →

Funda diye bir ablamız vardı – 4

İTİRAZ/ARA SES-3/2

İşi yokmuş gibi burnunu kitapların eski okuyucularının hayatlarına sokmaya çalışan okuyucu! Seni ciddiye almaz, açıklama da yapmazdım belki. Daha önce de söyledim yazıyı kimin yazdığının bir öneminin olmadığını. Ama büyük bir yanlış yapıyorsun. Kitap sayfalarında beni ararken, karşına çıkmasını umduğun kişi bana benzemiyor. Sen lacivert forma, beyaz gömlek, beyaz çorap ve siyah ayakkabı giymiş, boynuna lacivert kurdela takmış, saçları muntazam taranmış, henüz makyaj yapmamış/yapamamış, tırnakları her hafta düzenli kesilen lise ikinci sınıf öğrencisi bir kız sandın beni. Bir üst sınıftan oğlanın birine aşık, teneffüslerde bir ağaç altında veya okulun koridorunda cam kenarında kız arkadaşları ile konuşup kıkır kıkır gülerken bir yandan gözleri ile o oğlanı izleyen, heyacanlı, mahcup ve sabırsız bir kız olduğumu sanıyorsun. Belki kitabın adına aldandın. Belki bu türlü masum bir aşkı ancak böyle bir kız yaşar diye düşünüp o satırların altını çizenin lise öğrencisi olduğunu sandın. Yanılıyorsun. Evet ben 1996 yılı Şubat okuyucusuyum. O yazıyı ben yazdım, bir kaç cümlenin altını da ben çizdim. Yazıyı niye yazdığımı değilse de, cümlelerin altını bir anlamı olmadan öylesine çizdiğimi söyleyebilirim. 

Ben kendi lise hallerimi öldürdükten çok sonra, annemin her gün buyurduğu -biraz gecikince hır gür çıkarıp kendi kendine söylendiği- ev işlerini ikindi üzeri bitirdikten sonra, ablamın evlenip gitmesiyle yalnız bana kalan odama geçip cam kenarında tül perdenin aralığından sokağı izleyen yirmili yaşlarının sonunda bir kızdım. Lise yıllarında üniversiteye gitmeyi hayal ettim herkes gibi. Sınavlara girmeme dahi izin verilmedi. Herkesin gözdesi filancanın oğlu ile evlenmesi için dualar edilen en nihayetinde hayırlı kısmetini bekleyen bir kızdım. Uzun zaman bekledim. Önce o filancanın oğlu başka biri ile, sonra yakın akrabalarımın askerden yeni gelen çocukları komşu kızlarıyla, sonra uzak akrabamın oğulları uzak mahallelerin tanımadığım ama hamaratlıkları kulağıma gelen hanım kızlarıyla bir bir evlendiler. 

Beni de seven, evlenmek için bana sözler veren, söğüt gövdelerine adımın baş harfini uyduruk kalp işaretinin içine kazıyan birisi vardı. Adı Kemal’di. Mektuplar yazdım ben ona. Onunkileri bir kaç yıl öncesine kadar sakladım. Bir kaç sefer düğünde, bir kaç kez de sokakta gördüğüm “beyaz eşya bayiinin” kızı ile sözlendiğini duydum önce. Sonra bir gün, bizim evden çarşıya çıkan sokağın başına geldiğimde mobilyacıdan birlikte çıktıklarını gördüm. Sonra annesinin bizi de düğüne okumak için eve geldiğinde annesine ellerimde çay ikram ettim. Düğününe annemler gitti. O günlerden sonra bir çok kez, benim de misafirlere ve mahcup oğullarına kahve ikram etmişliğim oldu. Neyse…

Görücü fasılları azaldıktan sonraydı kütüphaneye ilk gidişim. Kapıdan içeri girdiğimde ortaokul ve lise yıllarımda dönem ödevlerimizi yazmak için arkadaşlarımızla ansiklopedilere daldığımız, memurun on dakikaya bir sessiz olmamız için bizi uyardığı günleri hatırladım, oturduğumuz masayı görünce. Mahalleden arkadaşım Funda’nın kütüphanede memur olarak çalışmaya başlamasından bir hafta sonraydı. Gazetelerin verdiği pasta kitabı ekinden öğrendiğim bir kek yapıp Funda’ya götürmüştüm. Funda, “kız seni de üye yapalım, hem kitap okursun, hem de gelmek için bahanen olur” demesi üzerine üye olup arkadaşımın seçip verdiği bir romanı ödünç almıştım ilkin. Başta söylediğim gibi, ev işleri bitince akşamın olmasını, akşam olunca sabahın olmasını beklediğim günlerde okudum elindeki kitabı da. Öylesine bir kaç cümlenin altını çizmiştim işte. Kitap okurken arada tül perdenin arasından sokağa bakardım. Bazen Kemal geçerdi sokaktan. Umursamazdım nedense. 

O günlerde buraya yeni tayin olan orta yaşına gelmiş bir öğretmen varmış. Beni görüp beğenmiş, gelip isteyecekmiş diye söylenti çıkmıştı. Annemler biraz heyecanlı bir şekilde “hadi hayırlısı” diyorlardı iki de bir. Umursamazdım nedense.

Funda’nın yanına gidecek misin bilmem. O ne halde onu da bilmiyorum. Şu anlattıklarımdan daha fazlasını bulamayacaksın. Ben kitabı okurken benden öncekileri de sonrakileri de düşünmedim. Boş verdim. Sen de boşver.

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>