İçeriğe geç →

Funda diye bir ablamız vardı – 2

10. Gün

Kafe, bir saat önce yağan yağmurun bıraktığı serinlik ile “mesai”nin insaf ettiği imkan kadar doluydu. Evde anlamsız bir rutini tekrar etmektense onun dışarıda bir şeyler içeriz teklifini kabul etmiştim. Tanımadığım insalarla aynı garsonun getirdiği aynı içeçeklerden içmek ortak bir hayata temas etmek olur muydu, bilmiyordum. O “caffe latte”, ben ise çay söylemiştim. 

Biraz kitaplardan, biraz arkadaşından konuştuk. Ödünç kitaplar, ansiklopediler, dönem ödevleri ve kitapların altı çizili cümlelerinden anlattım biraz. Ve biraz da kütüphaneleri. Beni dinlerken iki gün önceki konuşmamızla ilgili neler düşündüğünü merak ettim. İlgisizdi. Arkadaşından gelen mesajlar daha çekiciydi. İki gün önce sorduğu soruların, nedenini bilemeyecek kadar kelimelerimden uzaktı. Kütüphanelerde raflar arasında gezerken raflarda dizili kitaplardan başını uzatıp gözünü bana diken kahramanlar daha sahiciydi. O kahramanlara dokunmuş eski uzak günlerin okuyucuları oturduğumuz masadaydı.

Onlardan 644 numaralı üyeyi düşündüm. Nerede, ne yapıyor bilmiyordum. Gerçekten o  mu çizmişti, emin olmadığım halde ona atfettiğim bir eylemi gittikçe solan flulaşan arkadaşıma anlatıyordum.

Kafede bir kaç saat, benim zoraki kütüphane sohbetim üzerine konuştuktan sonra gecenin serininden soğuğa kalmadan ayrıldık. O sohbet ederken, bana bundan iki gün önce sorduğu şeyleri sormasını çok bekledim. Aslında kitapla ilgili anlattıklarımda bana dair düşüncelerinin izlerini bulup beni bana karşı ne kadar uyaracak onu bekledim. Mesela Ekim 1999’da bu kitabı okumuş bir okuyucu ile “fiziken” aynı kitabı aynı kelimeleri okumuş olmanın neresinin ilginç olduğunu keşfetmesini istedim aslında. Aslında bunun benim için niye anlamlı olduğunu da bilmek istediğimden, bir bakıma kendimi de ikna edecek bir kanaatim olmadığındandı. 

Olmadı.

Yol uzun değildi ve eğer doğrudan eve gidersem “yol boyu” düşündüm diye kendimi avutacağım bir muhakeme yapacak vakit bulamamış olacağımdan eve değil sahile gidip iskelede oyalandım bir süre. 

Bu günlerde, en çok da yalnız sahile inme alışkanlığımın ritüeli olarak sigara üstüne sigara yakarak uzaktan bakınca anlamsız görünse de uzun bir süre denizi seyrettim.

Ödünç verilen kitabın okuyucu tarafından geri getirleceği günü gösterir muhtıra”da üye numaraları, kitabı geri getirecekleri tarih ve bir kaç not ile bazı cümlelerin altına çizdikleri çizgilere bakılırsa mavi tükenmez kalemleri olan eski okuyucularla ne gibi bir alakam olabilirdi ki. 1996 yılının Haziran okuyucusu, bir kız çocuğuydu, 2001 yılının Şubat okuyucusu bir öğretmen olabilirdi. Belki 2002 yılı Kasım okuyucusu bu kitaba hiç başlamadan iade etmişti. Olamaz mı, Aralık 1999 okuyucusu dönem ödevi için bu kitabı seçen ve bir gün kitabın geçtiği şehre gitmeyi düşleyen bir delikanlıydı. Belki de hepsi kitabı okumadan geri verdiler. Böyle bir aşkın olabilirliğine sadece 1996 yılı Haziran okuyucusu inanmıştır. Saf bir liseli kızdır. Ben ne diye bu anlamsızlıklar içinde gezinip duruyordum ki. 

İTİRAZ/ARA SES-2

Kitabı eline alıp hikayesi anlatılan gençleri bırakıp biz okuyucuların kendileri ile ilgilenmeye başladığından beri bana ne zaman sıra gelecek diye bekledim. Evet ben kitabı alıp bir süre oyalandıktan sonra geri veren okuyuculardan biriyim. 2002 yılı  Kasım okuyucusu değilsem de, ben kitabı okumadan verdim. 

Tafsilatını anlatmaya gerek yoksa da yazarının başka bir kitabının güzel olmasının teminatı ile bu kitabı seçtim. Elbette daha önce söylediğin gibi ben yaşlarında bir genç kız için kitabın adı aynı derecede çekici idi. Ama ben hikayenin bir kızın değil bir erkeğin merkezinde anlatılmasına ancak bir kaç bölüm tahammül edebildim. Bu da ayrı bir mevzu. Ancak başlanılan bir kitabın bitirilmeden verilmesi veya bırakılmasının  tuhaf bir şekilde, sanki yasakmışçasına hoş sayılmadığı kanaatindeydim. Oysa bir şeyi sevmek, seçmek veya başlayıp bırakmak benim isteğime bağlıydı. Ne kadar keyif aldığımla ilgiliydi. Bu sadece benim düşüncem değildi. Bunun böyle olduğunu bilmek için en yakın arkadaş çevrenden başlamak üzere ilk itirafın gelmesi yeterliydi. Bir kitabı okumadım, bitirmedim demenin utangaçlığının yaşandığı yılların öğrencisiyim ben.

Kitabı okumaya başlamadan bıraktığımızı söylerken neyi kastettiğini biliyorum. Bu yüzden ben de sana, kitabın altı çizili cümlelerinin etkileyici hiç bir yanının olmadığını, çizen okuyucunun zevklerinin basit olduğunu söylemeliyim. Katılıyorum sana. 

İçtiğim sigara tek haneli sayılarda iken eve dönmeye karar verdim. Saat bir sonraki günün ilk saatleriydi ve hava soğumuştu.

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>