Skip to content →

Ördek başı yeşili kadife ceket ve Schrödinger’in kedisi-11

Taner’in dediği;

“İlk rakılar konmuş, birer dilim peynir söylenmiş, asıl mezeler için beni bekliyorlardı geldiğimde.
Yatılı okuldan kalma alışkanlıkla gürültülü ve bol şamatalı bir selamlaşmanın ardından çöktüm masaya. Önümdeki bardağı çevirip rakımı koydu Ömür. Tek buz rakıya. İki buz suya.
Daha hal hatır faslı bitmemişken arka masanın muhabbeti güm diye düştü bizim masanın orta yerine. Onlar fark etmedi gerçi ama beni 25 sene öncesine götürüp getirdi.

“-Ben arkadaş kurbanıyım. Lisede tüm arkadaşlarım içiyordu onlara uydum başladım, şimdi de bırakamıyorum.”
Yahu sen liseyi geçen sene bitirmişsin zaten. Tipinden belli. Fondötenin ergen sivilcelerinin hepsini kapatamamış. Toplasan kaç yıllık tiryakiliğin var da bırakamıyorsun sanki. Laf. Hem uyma. Mal mısın?
Ben öyle değilim kardeşim. Kimsenin kurbanı olmadım. Kendi hür irademle başladım bu merete. Hatta o dedikleri “arkadaş” da bizzat benim.

O gün Deli ile dersten kaçmışız gene. Bizim kum sahanın üst tarafında koca Selviler yok mu. Hah işte orda dışardan görünmeyecek bir yer bulmuşuz kendimize, yatıyoruz. Havadan sudan laflıyoruz ama canımızda sıkılıyor bu arada. Ulan şu Gıdı’yla Babi’de kaçsaydı batak atardık ne güzel. Hadi Gıdı’yı geçtim bari Babi kaçsaydı. Üç-beş-sekiz’e de razı olurduk.
-Firara çıkalım bari, menemen yer geliriz Aydın Abi’de. Hem geçen günkü menemenleri de yazdırmıştık, onların parasını da veririz, dedi Deli. Sanki geçen seferkinin parası versek nolacaksa. Ulan üç yediğimizin birisinin parasını verip ikisini yazdırıyoruz zaten.
Ayaklandık. Deli ile olayımız buydu bizim. Aynı anda aynı şeyleri düşünür, düşünüleni birimiz dillendirir, sonrasında üzerinde hiç konuşmadan eyleme geçerdik. Hoş bazen onun aklına gelen benim başıma veya benim aklıma gelen onun başına gelirdi. O zaman birimiz boku yerdi işte. Neyse..
Firar yolu da kapalıydı gerçi. Geçen hafta dikenli tellerle çıkışı kapatmışlar, nöbetçinin klubesini çıkışı görecek bir yere taşımışlardı falan ama bizim için sorun değildi. Son bir aydır başka bir yol kullanıyorduk. Sadece ikimizin bildiği bir yol.

Bu yolu açmak için tam iki hafta uğraştık. Tel örgülere kadar olan yüz metreden fazla çalılık içinden patika yaptık.Yeterli ekipmanımız olmadığından telleri kesemediğimiz için telin altını baya bi kazdık ellerimizle. İki hafta elimizin yüzümüzün çiziği, yarası, beresi hiç bitmedi. Ama değdi. Herkes malum yoldan çıkıp enselenirken biz paşalar gibi istediğimiz zaman girip çıkıyorduk artık.
Yolumuzun gizli girişinden attık kendimizi çalıların içine. Artık her çalının yerini ezbere bilen ustalıkla 5 dakikada yolu yarılamışken bir baktık ki önümüzden sesler geliyor. Birileri var. Hem de bizim yolumuzda. Olacak iş mi lan bu şimdi? Biraz hızlanıp önümüzde ki üç kişinin ensesinde bittik.
-Ne arıyonuz lan burda?
-Firara çıkıyoruzzzz
-Neden burdan çıkıyonuz?
-Ee bu yol daha iyiiii
-Bu yolu nerden biliyonuz amına koyim siz?
-…
-Olum söylesenize nerden biliyonuz bu yolu?

Eeee, kem küm, zart zurt,

Muhabbetin daha fazla uzamasının bir faydası olmadığını anlayıp hep beraber çıktık artık. Çıkınca da işin aslını öğrendik. Meğer bizim ibneler sürekli öyle yara bere içinde görünce kıllanmışlar bizden. Bunlar bi iş çeviriyor kesin deyip düşmüşler peşimize gizli gizli. Biz iki hafta kıçımızdan soluk alırken bunlar uzaktan bizi izleyip yolun bitmesini beklemişler. Bitince de bizim yolumuzu Taksim-Tünel hattına çevirmişler.
Göt gibi kaldık tabi. Ulan özelimiz diye bildiğimiz Manukyan’ın evine dönmüş ona mı yanarsın? Arkadaş dediklerimiz bizi keriz yerine koymuş ona mı yanarsın? Verdiğin o kadar emeğe mi yanarsın? Kendimizi Çınaraltı’na attığımızda aklımızda bunun gibi onlarca soru. Hadi her şeyi bırak, ulan görmüşsünüz işte gizli yol açıyoruz gelin bi el atın la’ibneler. Bir saat boyunca hiç konuşmadan boş boş boğazı izleyip durduk. Kederlendik lan. Bildiğin acayip kederlendik.

-Sigaraya başlayalım mı Deli?

Ayaklandık.

-Tahsin kardeş ben de bu sigaraya Ömür’ün yüzünden başladım biliyo musun?

-Hasssiktir lan. Siz Deli ile sigaraya başladığınızda kimse sigara içmiyordu. Asıl herkes sizin yüzünüzden başladı.

-Yolumuzda karşılaştığımız üç kişiden biri de sendin hatırlamıyor musun?

-Ne yolu lan, hangi üç kişi?

-Bi sigara versene…”

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>