Skip to content →

Ördek başı yeşili kadife ceket ve Schrödinger’in kedisi – 5

Sabah gözümü açıp sigara arandığımda ilk ceket gözüme ilişti. İç cebinden sürekli kullandığım dolmakalem ve yarım kalmış bir mektubun ilk cümleleri görünüyordu:

“Sevgili dostum T…”

Birçok farklı girdinin sürekli değişerek fiziksel değişimler ve farklı düzenler yaratması ve bu düzenlerin yine kendisini etkilemesi insan zekasının ve günümüzdeki gözlem ve bilimsel tahmin yeteneklerinin çok çok üstünde olmasından dolayı kaos olarak nitelendirilir. Oysa tüm bu değişimlere neden olan fiziksel yasalara ve matematiksel açıklamalara hakimiz. İşte bu noktada karşımıza düzen ve kaosun aslında birbirine ne kadar sıkı sıkıya sarılmış olduğu ortaya çıkar. Fiziksel yasalar ne kadar basit olursa olsun sonuç o kadar rastlantısal ve karmaşa doludur.

Eğer siyah buraya oynarsa, beyaz taş tamamen çevrilmiş olacak. Beyaz taş hemen tahtanın dışına çıkarılır. Tahtanın kenarındaki bir taşı esir etmek için 3 taş yeterli oluyor.

N.’yi uyandırmamak için yavaşça doğruldum. Yarım bıraktığım mektubu görmezden gelerek ceketimin sağ cebinden bir sigara çekip yaktım. Ard arda iki nefes çektim. Odayı ve pikeden sıyrılmış N.’nin çıplak vücudunu, apış arasındaki kızıl tüyleri seyrettim bir süre. Balkon kapısını açıp etajerin üstündeki su ısıtıcısının düğmesine basıp banyoya girdim.

Duştan çıktığımda N. yatağın üstünde bağdaş kurmuş sigara içiyordu.

– Otel odalarına ketıl ve kahve koymaları çok mantıklı değil mi sence de?
– Almanlardan beklenmeyecek bir incelik olsa da yine de kahve oraleti yerine taze çekilmiş kahveyi tercih ederim.
– Ben de, ama…

Deyip yataktan kalktı, yanıma gelip dudak kıyımdan öptü. Duşa girdi. Balkon kapısının aralığından çürümüş yaprak kokularına daldım.

– Abwesend sokağını bulmamız lazım. Emlakçının ayarladığı ev oradaymış, diye bağırdı su gürültüsünün aralığından.

Abwesend… Almanca’da orada olmamak. Daha doğrusu olamamak, sokak jargonuyla “treni kaçırmak”… Sokağı…

Kelimenin ikizlerinden “absent” İngilizce’de fiziki olarak olmamak manasında iken fransızca kardeşi l’absente orada eksik olan manasına geliyor. Başka deyişle absent maddi yokluğu ifade ederken l’absente fiziki olarak mevcut olmakla birlikte manevi olarak oraya adapte olmamayı anlatıyor. Kafası başka yerde olmak gibi.

Birinde yoksun ötekinde aslında var.
Ötekinde varsın ama aslında yok.
Abwasend ise olmak istesen de yok.

CAPGRAS*

“Ona benziyorsun, cok benziyorsun, hatta belki akrabasınız. Aranızdaki tek fark onun parlak bir şahin ve bir prens, seninse bir baykus ve tezgahtar olman.” Ecinniler / Dostoyevski

Duştan çıktığını farketmedim. Balkondan sokağı seyrederken arkamdan gelip sarıldı. İrkildim.

– Düşüncelisin?
– Dalmışım
– Rüya mı?

“daha çok var mı?” dedi, Tahsin. 1.70 boylarında, 70-75 kilo civarı, kısa saçlı, kumral yeşil gözlü bir çocuk. Hayır, bu Tahsin değil, benim. Tahsin’i görüyorum, Tahsin olduğunu biliyorum ama nasıl biri olduğunu bilmiyorum. Tahsin benle konuşuyor. Fakat soruyu sorduğum anda Tahsin’in o seçemediğim bedeninin içine girip cevap bekliyorum kendimden. “daha çok var mı?”

Kendimle konuştuğuma ve ortada iki tane ben olduğuna göre bu gerçek olamaz. Demek ki rüya görüyorum. Rüyamda Tahsin bedenindeki ben’in, ben bedenindeki ben’le tepedeki selvi ağacına ulaşmaya çalıştıklarını ve yamaçta Tahsin’in -ben’in yani- bana bu soruyu sorduğunu izliyorum.

Selvi ağacı olduğuna kesinlikle eminim. Öğrenmiştim. Kavak ağacından ayırt edebiliyorum. İdiş idiş dallarını yana sarkıtmasından biliyorum onu. Görmesem de… Selviye ulaşmaya çalıştıklarını hissediyorum. Ama neden? Bunu düşünüyorum onları izlerken.

Demek ki aslında üç kişiyiz. Tahsin (ben), konuştuğu ben ve rüya gören ben. Bunu farkettiğim anda bana benzeyen ben’in sinsi sinsi bana baktığını görüyorum. Kötü, karanlık bir bakış bu. gözündeki alaycı bakışı hissedebiyorum. Dudağının kenarında oluşan acımasız sırıtmayı. Biraz psikopatça ama kesinlikle normal bir insan bakışı değil.

Tahsin silüetindeki ben ise yönünü bana benzeyen ben’e dönmüş sanki. Onun etkisinde. Ben ne kadar onları izlediğimin farkındaysam o da o kadar kendinde değil. Ben’in etkisi altında.

Rüya gördüğümün farkında olduğuma ama rüyanın içinde onları izleyen durumda olduğuma göre aslında ben’den üç tane var rüyada. O zaman bu rüyayı gören uyuyan beni de sayarsak dört. Bunları rüyada düşünüyorum. Uyuyan ben Tahsin gibi hiçbir şeyin farkında değil elbet.

Ben sinsi bakışını sürdürüyor. Daha da ciddileşiyor. Sanki çoğalmamızdan ya da bunu farketmemden zevk alır gibi bir hali var. Beni rahatsız ediyor. Neden öyle bakıyor? Tahsin’deki ben’in hala bir şeyden haberi yok. Rüyamda kayıp onun yerine geçiyorum. Hala daha çok yol olup olmadığını merak ediyorum.

Onun bedenine düştüğüm anda kötü, karanlık ve çirkin ben bakışlarını benden ayırıp Arif’teki bana dönüyor. Kafasını izleyici benden yavaş yavaş çevirerek Tahsin’e bakıyor. O kötü, karanlık, çirkin bakışını sürdürüyor.

Tekrar onları izlediğim yere dönüyorum. Kötü ben de bana bakıyor oluyor yine. Rüyanın dışına çıkmaya çabalıyorum. Oradan uzaklaşmak, selviye ulaşmak mesela; ona dokunmak. Belki rüyadan uyanırım. Öyle olmaz mı? Gerçek dünya ile hayaller arasında bir geçit değilse, anlamı ne olabilir ki o selvinin?

Terlediğimi, debelendiğimi ve yorganı üstümden atmaya çalıştığımı hissediyorum. Uyuyan ben’i uyandırmaya çalışıyorum. Bunları hissettiğime göre gerçek ben olayın farkına varmaya başladı. Kötü ben kahkahalarla gülüyor artık.

Bbedenim yani uyuyan ben bir şeylerin ters gittiğinin farkında ama uyanmıyor bir türlü. Uyanmayacak da bir türlü, hikayenin sonuna kadar. Bunu biliyorum. Selviyi bildiğim gibi.

Peki o zaman bunları yazan kim? Düşünen, şu an şu masada oturan ben? Uyuyan ben? Rüyadaki ben? Beş kişi miyiz yani? Hangisi gerçek ben?

Dalmışım… Omzum tutulmuş. Yazıya ara verip masa başından kalkıyorum. Mutfağa su içmeye gidiyorum. Koridordaki aynayla yüz yüze geliyorum. O sinsi, kötü, çirkin bakışları görüyorum.

Masadan kalkan kim?

______________________________

Editör notu:

*Capgras Sendromu: Kişinin çevresindeki kişilerin gerçek olmadığına, başkalarının onların yerine geçtiğine inanması

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>