90+ 5: itikat

olum geçen müfitlen oturuyoruz aynı böyle. o gün açıktı ama hava. hep ful yıldızdı yani biliyo musun? işte, ben gene aynı bu misal isyankâr konuştum tabi. yengeni anlattım falan filan… dedim o oldu bu oldu, böyleyken böyle. baya uzun uzun anlattım yani buna biliyo musun? ondan sonra kalktım, işicem aa oraya, senin oturduun yere. tam ben indirdim fermarı, çaaat enseye bi yedik şamarı biliyo musun? bi bağardı, kafası da güzel tabi, “inanmayosan tapmaycaksın götüm” dedi “çarpılırsın tabi”. aynen kafa açıldı benim anlatabildim mi o saniye. aynı şimdiki gibi oldum. ama yanlış anlama hani lafından dolayı değil. güzel konuştu müfit de o değil konu. orda tabi bu yapıştırınca bizim enseye, altımıza işedik anlatabiliyo muyum? pırıl pırıl oldum hani… ben bunu bi de ilk gördüğümde atatürk sandıydım biliyo musun? mufit’i yani. yap bakiim sen bi tane daha ondan. onu da anlatiim bak bi yandan da beni dinle…

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

90+ 4: yas

omuzlarım kırık dökük, başım önde, gözlerimi sehpaya dikmiş öylece oturuyordum. belki bir saattir, belki daha fazla. babam bi kaç kere girip çıktı salona. etrafımda dolaştı. gitti, geldi. nice sonra, hayatında ilk defa, iki elinde iki kadeh rakıyla girdi içeri. kadehleri sehpanın üzerine koyup önümde çömeldi. ben “neyin var”, “ne oldu” gibi bi şeyler sormasını bekliyordum. sağ eliyle ensemi kavrayıp, “balam” dedi. derin bi nefes çekip dudaklarını büzdü. ikimizin de gözleri doluyordu hızla. nefesini yavaşça bırakıp, “ölen ölmüş” dedi. “hadi cenazeyi kaldıralım”.

Metinler kategorisine gönderildi | 1 yorum

90+ 3: dökük

“Kolay gelsin” demiştim sadece. Geçip dükkanıma oturacaktım. Yan dükkanın tadilatı başlayalı neredeyse iki hafta olmuştu. Gürültüsü patırtısı uzadıkça uzamış, artık tatsız bi hal almıştı. Üç gün önce dış duvarın sıvasını kazımaya başlamışlar, hem gürültülerinden hem toz pislikten benim dükkana da kimse uğramaz olmuştu. Bu “kolay gelsin” de öyle çıkmıştı işte ağzımdan. “Kolay gelsin”.

İki haftadır içerinin işleriyle uğraşan ustalar yoktu bugün. Otuzlu yaşlarında, çelimsiz, uzun bi sigara içen, aydemir akbaş kılıklı bi usta gelmişti. “Usta ne zaman biter buranın işi” diye sorduğumda, “Abi ben Şevket, usta değilim kalfayım” cevabını duyunca ister istemez kanım ısındı kerataya. “Buranın işi de en kısa zamanda biter abi” diye ekledi hemen ardına. Alçakgönüllü ve geniş duvarcı kalfası Şevket. “Ben de” dedim, “Halil. Fotoğrafçıyım. Aha bu yan dükkan benim. Ocağıma incir ağacı dikildi. Sen de gelir gider sularsın artık”. “İki güne biter abi, dert etme” dedi gülerek. “Hayırlısı inşallah, hadi kolay gelsin” deyip dükkâna geçtim.

Öğlene kadar, vesikalık çektirmek için gelen Ceren isimli tuhaf kız dışında kimse girmedi içeri. Parayı peşin verip “Rötuş mötuş istemez amca” dedi aceleyle çıkarken. Peşinden ben de dışarı çıktım. Baktım Şevket işi bırakmış, bi de sigara yakmış, sokağın sonuna yürüyen kızın kalçalarını seyrediyor. “Abi iyi çektin mi fotoğrafı” deyince “Ne?” dedim, “Fotoğrafı” diye üsteledi, “iyi çektin mi?”. “Hee çektim çektim” diyip dükkâna girdim geri. Arkamdan Şevket de girdi.

“Abi bi suyun var mı?” dedi girer girmez. Damacanayı işaret edip “Orda bardak da var” dedim. Teşekkür etti. Suyu içince bir oh çekti, “Abi nerelisin?” sorusuyla da başladı sorguya. Sonra aldı yürüdü. Maşallahım var, ben de bülbül gibi şakıdım. Ne var ne yok bir bir sıraladım.

Şevket uzun gevezeliğinin sonunda “Abi ben boya işi de yaparım aynı zamanda” diye başladı kapanış konuşmasına. “Boya badana. İşte böyle tadilat. Bizim işte, ya bu yan dükkân gibi kaziycaksın sıvayı, yeniden sıvasını yapıp, içerdeyse alçısını çekip dışardaysa astarını atıp boyiycaksın. Veyahut dökülen yerleri kapatcaksın, üstüne direk boya, ya da direk boyiycaksın. En temizi tabi, sıva dökülmeye başladıysa, kompile kazıyıp yeniden yapmak. Onu da aynı kişinin yapması iyidir yani. Yani abi, Halim abi, diyeceğim, senin dökülen sıvayı kompile kazımış abi kazıyan”. “Vay anasını” der gibi sırıttıktan sonra da ekledi “Abi yani, eğer kazıyan mevta olmadıysa, sıvayla boyayı da ona yaptır derim ben”. Elinde tuttuğu bardağa bakıp biraz çevirdikten sonra da başını kaldırıp “Yani çünkü, belli ki ustasıdır Halim abi” diye altını çizdi söylediklerinin.

Ellerim tezgahın üstünde öylece kalmıştım. Dalmıştım veya. Tam kapıdan çıkarken dönüp, “Halim abi” deyince kafamı toplayıp “Halil yau Halil amına koyim” deyivermişim. “Yau neyse işte abi, bi çay may bişey yok mu ağzım kurudu” deyip döndü işine Kalfa Şevket.

Metinler kategorisine gönderildi | 2 yorum

90+ 2: kırık

Abdurrahman dayı, Antep’in ara sokaklarından birinde, hasır tabureli bi çay bahçesinde dalgın dalgın otururken yanaştı ahşap alçak masaya. “O sandalye benim nazarımda boştur delikanlı. Senden yana da boşsa bi çay da ben içeyim” dedi. İlk kelimesiyle kendime gelip yüzüne baktığımda dikkatimi önce çakır, hafif çekik gözleri çekti. Sonra pırıl pırıl, esmer yörük yüzü. “Buyur dayı” dedim gülümseyerek, “bence de boştur”. Altmışını devirmiş, burnundan üflediği sigara dumanıyla sararmış kır bıyıklarını eliyle düzeltip oturdu yanıma. Bir iki dakika öylece durduktan sonra “çay nasıl” diye girdi lafa. “Çay işte” dedim, “içiyoruz”. “E madem çaydır, ben de içeyim” dedi. Masadaki gazeteye bi göz attı, sigarayı süzdü, sonra bişey demeden başını sokağa çevirdi.

Çayı geldikten sonra yine bişey diyecek oldu, sonra derin bi nefes çekip sokağı süzmeye devam etti. Ben çayın son yudumuna bir sigara daha yakmıştım ki, “Delikanlı” dedi, “aa o oynadığın şey gönlünün kelepçesidir, o parmaanın son boğumu da kilididir onun. Haa, bi de anahtarı vardır, nedir diye sorarsan o da kalptir. Yani diyeceğim kilit de sendedir kelepçe de anahtar da. Eğer ki çıkaramıyorsan, bana sorarsan kurcalama bırak kalsın. Zira belli ki senin anahtarın kırıktır. Çok oynarsan kilidi de sıyırırsın yavrum, canın daha da yanar”.

İnceden gözlerim doldu ama gülümsedim de bi yandan. “Yok dayı” dedim “çıkaracağımdan değil, dalmışım işte”. Yüzükle oynamayı bırakınca, yeniden dalmama fırsat vermeden, gözlerini gazeteye çevirip sırtımı sıvazladı, “Bu kominis gastesi senin mi?” dedi. “Komünist gastesi değil dayı yau” dedim. “Ne bileyim hiç görmedim de ben bunu” dediğinde ben iyiden iyiye gülüyordum.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

mevsim sonu – III

1.
“sır”dır aynanın sırrı.

2.
mutsuzluğun kaynağı mutluluk.

3.
“sen”im ben senin için.

4.
komik düş ki ölmeyesin.

5.
mevsiminde bahanesiyle geliyor,
namussuz kanyak.

6.
kimse anlamadı, bak.

7.
hep iade-i itibar,
hep bi’ geçmiş zaman.

8.
şımarığı yalnızlık öldürür.

9.
günü gelir sen anlatırsın,
seni dinlerler.

10.
kalktım “oyununuza geldim”.

11.
şairleri anlayın artık,
onlar, olmayanı ararlar!

12.
insanın
insanı sevmesi ne garip.

13.
alışkanlıklarınızdan kurtulun,
hayat daha beyaz olacak.

14.
“gidende”yi anlamayan
gidende anlar.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ara

günü gelir, öylesine sesle dolar ki insan, artık ölesiye susmak ister.

o insana sessizlik armağan edin.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

geçimlik

öyle bir kıyıda, öyle bir buluşacağız ki

bir gün

seninle

çırılçıplak

kimliksiz…

Metinler kategorisine gönderildi | 1 yorum

arşiv

hep hikâye anlatmışız.

Metinler kategorisine gönderildi | 2 yorum

yüzey – son: rüya

balkon ya da teras gibi bir yerden aşağıdaki kalabalığa bakıyorum. gözlerim telaşla “sen”i arıyor. herkesi, her yeri dikkatle inceliyorum. saatler, belki günler geçiyor. hiç beklenmedik bir anda merdivenlerden çıkarak yanıma geliyorsun ağır ağır. bir süre ses çıkarmadan ne yaptığımı anlamaya çalışıyorsun. sonra koluma dokunup varlığını, yanımdalığını işaret ediyorsun. başımı çevirip birkaç saniye (belki de birkaç gün) boyunca bakıyorum. hiçbir şey söylemeden, tekrar kalabalığa doğru çeviriyorum başımı. sıkıntı ve telaş içinde seni arıyorum.

görebilsem yanına geleceğim.

.

.

an gelir ki kaybolursun
yol bile gizler kendini
yere düşmüş bir ateşsin
söneceğin dünden belli
rüzgârlara heveslisin
değil mi sonu karanlık?
öyle uzun, öyle yorgun
yürüdükçe göreceksin

yollara düştüysen eğer
sonuna dek yürünecek
kararsızlığı geçtikçe
korku, peşinden gelecek
kim tutar ki ellerinden
vakitsiz düştüğün zaman?
zaman buzdur ellerinde
eridikçe göreceksin.

bir kuru dal yalnızlığın
yeşerir olmadık anda
ve gücü tükenir artık
bir an elin tutulmasa
sende başlar sende biter
söylenmemiş miydi sana?
acılaşır meyveleri
çürüdükçe göreceksin

“git” dersin gider olana
kalsın diye inadına
dedik ya, gücü tükendi,
bakmaz bile ardı sıra
umutsuz, yorgun gözleri
yitip gider gözlerinden
nerede bulsan kaybolur
aradıkça göreceksin

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

yüzey: 21

- kaç zaman oldu?

- çok.

- hiç aklıma gelmezdi.

kelimeler kulaklarında çınlar. sarsılırsın, içini korku kaplar bir anda. sıra sendedir artık. bu ihtimal üzerine hiç düşünmemişsindir. çünkü önce istersin, gerçekten isteyip istemediğine sonra karar verirsin. karar verebilirsen, o da. öfkeler, hayal kırıklıkları film şeridi gibi geçer gözlerinden. bir yandan kendinle dolar için, bir yandan acıyla… hayatı anlama şansı çıkar karşına. bir ses versen, her şey çözülecektir. sessizliğin çürütecektir yoksa. yeşermek de vardır işte, bilirsin! umutsuzca, çürümeyi seçersin.

“hiç aklıma gelmezdi” dersin.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın