İçeriğe geç →

Dügane-18

Ş”mevsimini şaşırmış tedirgin portakallar ve…her dem taze ada rokası (çingene palamutunun özlemi içinde beklemektedir.” yazmışım günlüğüme otele döndükten sonra gece yarısı. Ertesi gün erken kalkıp Tisan’a doğru yola çıktım. Gazipaşa’ya varırken 

Çalıyordu bir yerlerde bir yerlerde. Beynimin beynimin içinde mi?
 
Daha fazla ilerlemekten vazgeçtim. Bir bahçeye dalıp iki kilo portakal topladım. Babamın zamanındaki rakı arkadaşlarından en müellifi barba Selim’in mekanına gittim. 
 
-iyi akşamlar beyim. 
-akşam iki kadeh rakıyla başladı mı, iyi akşamdır beyim. İyi akşamlar!
-iyi akşamlar barba..

Sarıldık. Kucaklaştık. Ekşi, ucuz şarap ile maltepe sigarasının karışımı bir koku hakimdi ortama. Sadece üç masa, üç sandalyeyi barındıran mekan oldukça ufak. Masaların arkasında, perdeyle ayrılmış bölümde 1,5 metre eninde bir mutfak tezgahı ve lavabo vardı. Selim abi bütün servisi burada hazırlardı. Rakı, güzel marmara şarabı ve türk votkası dışında bir şey satılmaz, şişe servis edilmez, müşterinin tek ya da duble tercihine göre elindeki ölçü kabıyla ölçüp öyle servis ederdi içkileri. Meze olmadığı için buzdolabı da yoktu. Arada sırada kapının yanındaki çuvaldan bir salatalık çeker, dörde bölüp masalara birer parça bırakır, son parçayı da tezgah arkasında şarabına katık ederdi. Bazen de tezgah altı torbadan birer avuç tuzlu fıstık. Tabaksız, servissiz, teklifsiz.
Her masaya sadece tek kişi oturur,  “ ben tek siz hepiniz “ hülyasıyla yek kendine karşı demlenip dururdu. Selim abi o yüzden fazla sandalyeleri hurdacıya sattığını, yerine kapı girişindeki “durmak yok içmeye devam” tabelasını yaptırdığını söylerdi.
 
Yüzümü avuçlarının arasına alıp uzun uzun baktı. Getirdiğim portakalları alıp arka tezgaha bıraktı. “Ulan iki gün önce de Ö. getirmişti portakal, Rasim’in bahçeye dalmış. Sen de mi ondan arakladın?” derken bana oturacak yer bakındı. Bulamayınca -telaşla-kapı girişinde sızdı sızacak adamın kafasına bir tane yapıştırıp “siktir git  lan evine artık” diyerek kovdu. Adam hiç itiraz etmedi. Usulca kalktı. Selim abi onu kapıya kadar uğurlayıp ayrılırken yanaklarından bir güzel öptü.
Masaya 4 şişe güzel marmara koydu, getirdiğim portakallardan kesti, benim şerefime herkese kapı önünden geçen seyyardan çeyrek ekmek köfte ısmarladı. Sabaha kadar konuştuk, havadan, sudan, babamdan. Babamdan.
 
Yedinci şişenin sonuna doğru Selim abi sarhoş oldu. “Benden bu kadar” deyip mekandaki iki sandalyeyi birleştirip üzerine kıvrıldı. Sızmasına ramak kala sordum:
 
“Selim abi, Ö. Nerede?”
“Döndü, yeğen. Gerisin geriye. ”
 
Döndüm ben de o zaman:

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Yorum Yap >>