İçeriğe geç →

TELGRAF

Bak işte, kendini bıraktığın o yerde, bulan olmadı seni.

Sen değil miydin en hazin masalını bile ihtişamla anlatmaya çalışıp, kendine durmadan şaşırtıcı sonlar arayan? En “buldum” ânında neyi bulduğunu anlamamaklı, etrafa çocuk gözlerle bakan peki? İkide bir korktuğu başına gelen, gözünün önündeki çukurlara düşüp duran sen değil miydin?

Biraz acı lazımdı sana çok değil. Biraz örselenmeliydin fazla yaralanmadan. Biraz canın sıkılmalıydı; ama hep acelesi olan, varacağı yeri bilmeden koşturup duran, “geldik” anda dönüşe heveslenen, aslında varacağı bir yeri de olmayan, nice kere ışıksız gözlerle, geceden güne dönen, sen değil miydin?

Bazı hayat tarife uymuyor işte, zamana tutunuyor rotasız, haritasız. Sorsalar, kimseye söylenmeyecek sırların olsa, içine atsan, hiç unutmasan, yine böyle bir zaman gelip çatsa, ansızın dökülmeye başlasa dilinden en çok kime uzak hissettiğin kendini, en çok hangi şehrin hangi semtini hasretle anımsadığın, en çok hangi yemeği yerken aşka daha yakın olduğun ve ağlamak için neden onca zaman beklediğin.

Artık bir tarifi olsa yani şu yaşadığının, bir haritası en azından, varılmayacak olanı. Ondan sonra sislerin dağılır belki, ondan sonra durursun yine durduğun yerde. Ondan sonrası uzak, hem de çok uzak,

İçinden telgraf direkleri geçen şehirler gibi.

Bak işte, bulan olmadı seni, kendini bıraktığın o yerde. Sen değil miydin sadece kelimelerle bile bir süre idare edip, sonunda o bilmediğin ama, senin içinliğinden şüphen olmayan noktasına yaşamın, bir çırpıda işte, bir anlık karanlığın ardı sıra, -artık o an ne kadar sürecekse, hangi takvime göre- aydınlanır aydınlanmaz ortalık, tam da orasına işte yaşamın, bir buluşma gibi çıkacak olan? Sonrasında bir süre, uzunca hem de, hiçbir şey yapmayıp, hiçbir şey başka, düşünecek, düşünecektin…

Önce öykülerini yitirmeye başlarsın, sonra resimler gider koşar gibi, en son isimler… Baş başa kalırsın tarihinden arınmış, anısız gününle. Sonra… Ondan sonrası hep acı, ondan sonrası hep acıklı,

içinde “telgraf” geçen türküler gibi.

boş ver, dersin, neyse işte, neyse ne.

Published in DÜZ YAZILAR

3 Comments

  1. Acı çekmek insanı güzelleştirir dimi!! Doğru, ben bunu unutmuştum. Dünyayı boyayasım geldi bir parça acıya ki acının rengi bir parçama ulaşsın.
    Çok sevdim yazılarınızı çook.
    Hem daha çok değerli nice yazılarınız vardır, hepsiyle tanışmak istiyorum bir bir.
    Yüreğinize sağlık, çok memnun oldum((:
    Sevgiyle…

  2. sekko

    tokat gibi…

  3. Nur

    Acının rengi yüreğiminkiyle aynıydı… Yüreğim acıdan ibaretti belki ben kabullenemedim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yazıları e-posta ile haber verelim mi?

Yeni yazı yayımlandığında bildirim almak için e-posta adresinizi girin.