Skip to content →

DİP – 22

– Kendi başına çözebileceğin işleri bile bana yüklemeye başlamıştın. Bunun açıklamasını az çok yapabiliyordum aslında. Ama düşündüğüm gibi olmamasını da umut ediyordum içten içe.

– Seni bir “kaçış” olarak mı görüyordum yani?

– Hep öyle görmüştün zaten. Ve bunu gizlemiyordun da. Gülümsediğin üzere…

Kaçmak, topyekün bir eylemdi. Yaşayışına, düşüncelerine, duygularına, söylediklerine, yazdıklarına kadar sızıyordu. Tam bir şey yapacakken örneğin, yapamıyordun, yapmıyordun. Ya da, yazacakken tam, yazamıyordun. Bu, bir “yetersizlik” mi, yoksa “gereklilik” miydi? Yani, zaten kaçtığım için, bir şeyleri anlatmam engelleniyor muydu, yoksa, yine kaçan biri olarak, “anlatma”yı kendime yakıştıramıyor muydum, anlatılması gereken zamanda? Eğer öyleyse, yanlış zamanlarda anlatmış olmam mümkün müydü? Ya da anlatabilmiş miydim hiç?…

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>