geceleri kar yağardı büyüdüğün şehire. öyle yumuşacık ve yavaş yavaş öğrendin hayal kurmayı ve ümidi.
Tek YorumYıl: 2007
sağ elinde beyaz boş bir kağıt, barın kapısını kendi ağırlığıyla iterek açtı. akşam yeni çökmüştü. kadife ceketinin yakasını kaldırmış, sol eliyle de iki tarafını sıkıca kavuşturmuştu. ben kapıya karşı bir masada oturmuş sigaramı içiyordum. gözyaşının damlamaması için iri siyah gözlerini kırpmadan yürüyordu bana doğru. Hemen önümdeki masaya geldiğinde kağıdın buruşmasını önemsemeden yumruğunu sıkıp masaya dayandı. sol elini ceketinden ayırıp sandalyeyi güçlükle çekti. sonra girişinde el çırpması olan bir parça başladı. eller çırparken ahşap sandalyeye yavaşça çöktü. bi kaç saniye, yumruğunu kağıtla birlikte sıktığı elini alnına dayayıp masayı seyretti. derin bir nefes alarak başını kaldırıp gözgöze geldiğimizde kadın solist de parçaya…
Yorum Bıraksarılmak için döndüğümde yerinde yoktu. korkuyla uyanmışım. telaşla fırladım yataktan yorganı tekmeleyerek. odadan sendeleyerek çıkıp banyonun ışığını yaktım, orada da göremeyince salona dalmışım uyku sersemliğiyle. ikili koltuğa yatmış. büzülmüş soğuktan. dizlerini karnına çekmiş. elleri iki bacağının arasında. ayaklarını koltuğun köşesine sıkıştırmış. birden bi telaş sardı. yorganı kucaklayıp geldim yatak odasından. becerebildiğim kadar yavaşça örttüm üzerini. su ısıtıcıda su ısıttım. havada tutarak. tezgahta durunca çok ses çıkarıyor diye. kaynayacak kadar ısınmadan aldım. bi 70’lik rakı vardı, dibinde iki duble bişey kalmış. onu döktüm. bulamadım başka cam şişe. sıcak suyu ona dolurdum. sıkıca kapadım ağzını. yorganın altından yavaşça ayaklarıyla kolçağın arasına sıkıştırdım.…
Yorum Bıraknedir ya bu nedir… nereye gidiyorsun ya? diye ağlıyordu bağırarak, salonun kapısının hemen önünde, antrenin parlak beyaz ampulünün altında. kolları dirseklerine kadar vücudunun iki yanına yapışık. avuçları havaya bakıyordu. elleri açık, gergin. parmaklarının her biri diğerinden olabildiğince ayrı. içleri bembeyaz ellerinin, parmak uçları kıpkırmızı. çenesinden damlıyordu gözyaşları. bakışları kocaman kocaman. benim üzerimde bir gömlek vardı. çenemi sıkıyordum. üzerinde uzun, kahverengi, ince askılı bir elbise, ayakları çıplak “nereye gidiyorsun” diye bağırıyordu. ben o sıra bağcıkları bağlanmamış ayakkabılarımla kapının önünde durmuş, elim kapı kolunda “gitme” demesini bekliyordum.
Yorum BırakTanıştır kalbini akılla, erkeği kadınla. Bütün büyük adamları unut, sürünün kurbanları oldular hep. Tanıştır çocuğu anneyle, şarkıyı denizle. İntikam boşa çıktı, bir türlü alınamadı öcümüz. Tanıştır hayatı dansla. Dans et, affetmeye gerek kalmasın. Kışkırt şehveti aşkla. İğdiş etme sevgiyle, kışkırt. Alıştır kendini ümidi kırmaya, hiç bir ödül beklemeden ümidi kırmaya, gerçekle tanışmaya. Bir gök taşının üstüne kazılıydı isimler, bir gece dünyaya düştü. Bir dilek tutuldu, erkekliğin sıcak nuru damladı. Sen rahme düştün. Yalnızlık bir tek şey anlatır: Sevmeyi öğrenemedin daha. Bir takım gözler hep ümitle takip etti seni. Ne ağırdır kolay kırılan, babanın gözleri vardı, annenin gözleri… Sev diye bekleyen…
Yorum BırakO pınar kıvrılarak akıp gitti yanından. Sonsuza kadar kaybettin. Kirpiklerine kara bir gölge düştü sonra, hep biraz korkarak güldün. Değil mi ki bu geldi başına, içinde yıkanıyorken daha dün, şimdi uzaksın böyle. Böyle kıvrılıp gitmiş, böyle terkedildin, çorak. O pınar kıvrılıp gitti uzaklara. Sesini kıstın, bir çocuk sesine benzettin. Şaşırmadığın halde şaşırmış gibi davrandın sonra. İlgilenmediğin halde ilgileniyormuş gibi… Pek küçük geldi dertleri hep. Ne vardı bunları konuşacak? Dünyayı yönetsen ne geçerdi eline? Evetler, hımmm’lar, aaa’lar. Gidin başımdan demek zordu çünkü. Korkuyordun içten içe. Bu hüzün içi boş çıkabilirdi, herkes korkuyordu. Belki bir Allah vardı veya yoktu, belki aradığı o…
Yorum BırakGüzel yerini ört dedim sana, bu ara sokaklar tekin değil. Sonra hişşt olur. Sıkıldım diyorsun binadan, ağaçtan, yıldızdan ve insandan. Yeşiline de betonuna da… Topla kaynat hepsini yüz derecede, pastörize et veya dezenfekte, yahut borsada halka arz et mesela. Islık çalıyormuş numarası yapma, ağlıyorsun sen. Ömür kısadır, dünya bir karış, bu yüzden sığınamayız hiçbir yere, hiçbir zamana. Biliyor musun bazı insanlar hep mutludur, bazıları hep mutsuz. Ne olursa olsun, hayat böyle. Saat tıkır tıkır işler, vakti gelir, geç kalmış olursun. Geç kalmak için geç kalabilmiş bir insan yoktur. Mesela geç kalkmalı insan dediğin. Kahvaltıda sahanda yumurta yemeli, bol sevişip müzik…
Yorum BırakSonra başlar kabak kemane, hüzünle ümidi birbirine katmaya. Tepemize solgun bir güneş asarız, çocukluğumuzun o yazından hatıra. Yıldızlar takılır, mevsimler yavaştan kurur. Dünya yokolmadan, şarabın, ayvanın ve armudun iyisini hazırlar, son bir sofraya oturduk mu kardeşler, ağzımızı bursun şarap ve ayva. İçimizden dökülen ümitli bir hüzündür o saat. Ve başlar sazlar çalmaya. Tepemizden şıpır şıpır damlar gece gözlerinde, karnında. Baktığın her yere, yıldız düşer, tepemizden şıpır şıpır damlar yıldızlı gece. Bir bakarsın hiç küsmemişiz birbirimize, bir bakarsın bir köşe başında karşılaşmışız. Ceylana benzeyen bir kadın ve körük gibi soluyan ciğer, bir çığlık sonra, kendine getiren. İnsafsızdır, gavurdur zaman. Bakışlarımız sarı…
Yorum BırakTaptaze, diri açar çiçek. Boynu dik, güçlüdür. Güzel ve güzeldir kokusu, yeşildir sapı. Diri ve taze. Gökyüzüne saçar tohumu. Çiçeğin boyun büktüğü mevsim gelir sonra. Çiçeğin boyun büktüğü… Ve ağır ağır öylece… Bu ağırlığa boyun büktüğü, salınan ve rüzgar selamlayan. Mutluluk veya mutsuzluk değil bu. Olduğu… Şimdi bu başka bir gerçek, gerçek bu. Sevgiyi kendinden bilmediğin. Hafiften salarak. Dost yazar yazıyı. İşte böyle çiçek kardeş, sevgili papatya, çiçeğin boyun büktüğü yazı.
Yorum Bırakne varsa aldım kendi elimden. bi şu aynadaki görüntüm kaldı işte. bakıştık az önce uzun uzun. en zoru dedi dudağını hafifçe büküp, kendinden kurtulmak. ama sen kaç bakalım yine.
Tek YorumBi kere paragraf başlarına hiç dikkat etmemişsin, dümdüz gidiyor cümleler. Satır başları büyük harfle başlar ayrıca, noktadan sonra kısa bir boşluk bırakılır. Bağlaç olan “de” ayrı yazılır ki sende allaha emanet. Cümle ortasında niye büyük harflerle yazarsın “GİTMEK” diye? Başlık mı sanki? Bir de, “kendine iyi bak”tan sonra ünlem olmamış bence. Tam orada bitiyor. Bugün evde bi mektup unutmuşsun…
2 Yorumsaçlarını tararken bir yandan da havluyu kolluyordu düşüp müşmesin diye. tedirginliğine sinsice gülümsedim, sonra o da patlattı kahkahayı olanca edepsizliğiyle. “yarın, dedi yüzük parmağını işaret ederek, getiricem kafa kâğıdımı, anlayacaksın o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu, gül sen gül!” “nüfus sureti de getir o zaman, dedim, ‘vukuatlı’ olsun ama!”
Tek YorumYa sen çocuk değil miydin, büyümedin mi yavaş yavaş? Bütün anlaşmalar bağlandı, bütün oteller ayarlandı. Ya sen çocuk olmadın mı hiç? Büyümedin mi hiç? Değerli olanın ne olduğunu unuttun mu şimdi? Sen, ben ve sevgili annen. Ya sen bir zamanlar çocuk olduğunu unuttun mu şimdi? Her şey komik değil mi? Yok bir çözümü, yok bir teselli, ağla şimdi. Ya sen çocuk değil miydin hiç? Nedir önemli olan unuttun mu şimdi? Yalvar yakar sürünürken, insan kardeşler için ağlıyorken ve bu yazıyı yazarken yan masada alman turistler bilardo oynarken, bir zamanlar çocuk olmadın mı hiç? Öyle geliyor ki bana, sarılsam sana geçmeyecek…
Yorum BırakAşk bir sürü psikiyatrik hastalığa benzer. Gerçeği değerlendirme yeteneğin bozulur, hezeyanlara kapılır, yanılırsın; şizofreni gibidir. Kalbin yerinden fırlar, ateş basar, miden ağrır; panik bozukluğuna benzer. Gecen gündüzün birbirine girer, iştahsız ne yaptığını bilmeden dolanır durursun; depresyona benzer. An gelir, kendini durdurman mümkün değildir; dürtü kontrol bozukluğuna benzer. Aklından atamazsın, kıvranır durursun; obsesyondur. Her şeye rağmen aşk en çok sevgiliye benzer, sevdiğin kızın tıpkısıdır. Aşk sevgilinin ta kendisidir. Bu yüzden hiçbir sevgili diğerine kızamayacağını bilir. Gönül koymak mümkün değildir. O yüzden en sonunda bir “canı sağolsun”dur. Bu yüzden hiçbir aşk birbirine benzemez ve hepsi aynıdır. Senin gibi, benim gibi. Aşk hastalıkların…
Yorum Bırak