Sonra yırtılarak çeperi, herşey kavuşuyor, ancak hiçbir şey olunca. Bunu sevmiyor Dönüp duruyor, duracak bir yerde, besbelli. Duruyor. Müziğe kendini bırakmış, alnında şakır şakır ter, devrilmek üzere. Gözleri aralandığında, kendine hapsoluyor. Bir dahaki sefere Bir dahaki sefere. Zıplıyor Yakalıyor Ciğerinde kemiğinde iliğinde. Bununla ne yapacak? Hiçbir fikri yok. Fikirsiz akılsız ve deli ve genç, kullanılmamış daha. Güçlü. At gibi, hayvan gibi. Döller, su verilir çeliğe, kılıç ve çeviktir hala. Kız gibi güzel. Sessiz kalmasa herkes duyar ve severdi. Çakılır ve yenilirsin, işte ol hikaye.
Yorum BırakYıl: 2007
“Ah be kardeşim, neden vurdun beni?”
Yorum BırakToprağa yakın durmak gerek. Herkes biliyor galiba bunu. İçten içe seziyor yahut. Karıncalar, ekin, serin sabahta toprak kokusu, hayvanların… Kendi inşa ettiğin evde yaşamak. Soğuk, kıtlık, kuraklık, fareler, kurtlar… Evet bunlar da var. Ne hüzünlü insanın öyküsü, tarla için birbirini vuran kardeşlerin acısı. Yine de yalansızdır toprak, “mış” gibi yapmaz. Ve o bahçenin toprağını ışıkla işleyip zeytine, şeftaliye, limona çeviren mercimek iriliğinde tohumlar. Yan yana ekilip aynı toprağa, iki karbon atomunu farklı açıyla bağlayan, çınar ve incir ağacına farklılaşan o garip, toparlak kabuklular. Yazılım bilgisi ve tohum. Ve ne yaparsak yapalım özleriz toprağı, o köy denen hayatı. Ne yaparsak yapalım…
Yorum Bırakyalana gelince, yalan yoktur ki… ve bu içimizi rahatlatmaya yetmez.
Yorum BırakCanım yandı küçük kuş, dala konup öyle güzel baktın bana. Adını bilmiyorum, türünü bilmiyorum. Kırmızı bir gagan var. Serçe kadarsın. Tüy gibi hafif, küçük yuvarlak gözlerin var nemli. Bana bakıp öttün, sonra havalanıp geri kondun dala. Hala bana bakıyordun ve ben bütün gerçeklerin tek bir gerçek hakkında olduğunu düşünmeye başlamıştım bile. Tek bir gerçek olduğunu… Böyle bir gerçeği düşünmek tehlikelidir.
Tek YorumÖyle incelmişsin, öyle güzel. Her şeyin birbirine selam verdiği bir yerdeymişiz. Işık, her yanın ışıkla bezeli. Sonra selama durmuşuz, vefa ve saygıyla. Öyle güzelmişsin. Her şeyin üstüne ışık dökülüyormuş.
Yorum BırakDoğum denen olayın abartıldığını düşünürüm. Hep kutsanmaya çalışılır. Oysa dışkı, sidik, kıl, her türlü vücut sıvısı, kötü kokular, yırtılan vajinalar, çığlıklar ve gerilen sinirler, kötü bir şey olmasın diye edilen dualardır olan biten. Bir kadının vücuduna kordonla asalak gibi tutunmuş bir canlının kopmasıdır. Etin kopmasıdır etten. Parazit yaşam tutunduğu konaktan sökülür. Israrla kutsallaştırmaya çalışırlar. Belki yaşama tutunma çabası etkileyicidir o kadar. Asıl doğum, annenin yüzünü ayırdettiğinde olur. Anne yüzü. 2 aylıkken artık tanımaya başlarsın. Annenin yüzü dünyadır, insandır, hayattır, sensindir. Annenin yüzü senin senle olan ilişkindir. Yer yüzünün en berrak aynasıdır sana tutulmuş. Hep üzgün baktığını farkedersin bir vakit sonra.…
Yorum BırakGece karanlık bir sokakta yalnız başına yürüdüğünü düşün. Arkandan gelen ayak seslerinin seni takip etmemesi için tanrıya dua ediyorsun. Kimse yok etrafta ve ses yaklaşmakta. Derin soluklarla sana doğru geliyor. Başını çevirip bakınca sessizliğini bozup kükrüyor, karşında 150 kilo ağırlığında bir aslan. Nefesinde ceset kokusu. Kulaklarını kısmış, gözleri çekik. Etrafında dönüyor şimdi ve sen soluğunun buharlaştığı bu soğuk gecede gözlerinin içine bakıyorsun onun. O senin arzundur. Uzun paltondan sıyırdığın kamçıyı kaldırımda şaklatıyorsun. Hayvan dişlerini iyice gösteriyor. Arzun senden ayrılıyor, önceden sen o istektin, şimdi sana ait bile değil. Aslan kükredikçe kamçıyı daha sert vuruyorsun yere. Çok geçmeden sinip kalıyor köşeye.…
Yorum BırakYak at. Yak at. Ömür dediğin ez bırak. Ve öyle boştur içi. O kadar inançsızdır öğretmenleriniz her şeye. Bırakmanın en iyi yolu başlamamak derler. Hepsi ağır çekim bir intihardan ibaret. Öğretmenler, çocuklar, sevgililer, anne babalar öldürüyor kendini yavaş yavaş. Saklayarak bu isteklerini sevdiklerinden, öldürüyorlar kendilerini. Çünkü biliyoruz hepimiz, o kadar güzel değildir hayat. Beklediğimiz gibi çıkmamıştır ve bunu birbirimize itiraf etmekten hoşlanmayız. Ve biraz da bizim ve herkesin suçudur bu. Bizim ayıbımızdır yani. Başlarsın, iradedir. Vazgeçer bırakırsın, intihar kararından geriye… Sigara bu hayatta sevdiğim bir iki şeyden biri oldu galiba. Ondan vaz geçişimi anlatmak isterim. Yani ilgilenirseniz, sizi veya kendimi…
Yorum BırakKorkusuz bir ağaç gibi gövdeni doğrult öyleyse, toprağı yumruklayarak… Neye benzemeli insan?
Tek YorumDuru bir su düşün. Ne kadar berraksa aktığını o ölçüde gizleyen. Hiç bir şey gizlemeyen daha doğrusu, aktığı farkedilmeyen. Sevgi en çok o suya benziyor galiba. Başı, sonu, dibi bilinmeyen, arındıkça. O ırmak saydam akar, sen bakınca kör olursun. Her şeyi gören bir kör.
Tek YorumHer sabah beni uyandırdığı haşmetli zil sesinin ardından mekanik, sevimsiz bir kadın sesiyle “good morning” diyen bir çalar saat almıştım. Alırken bu “cabası”ndan haberdar değildim. Başlarda “good morning”den kurtulmanın yollarını aradım. Bir düğme, bir tırnak, bir ayar noktası. Bulamadım. Şu ana kadar edindiklerim arasında en güçlü zil sesine sahip çalar saat olduğundan, bozarım korkusuyla daha fazla kurcalamaya da cesaret edemedim. Bir hafta önce “good morning”özelliği kendi kendini feshetti. Başlardaki tavrıma bozulmuş olacak ki, “kısmen” bozdu kendini saat. Şimdi yalnızca dövercesine çalan zil sesiyle uyanıyorum. Onu çok özlüyorum.
Yorum BırakÇiçek açtı ağaç, gerçekten açtı. Çiçek koktu, gerçekten çoktu. Yaz geldi, hava sıcaktı, gerçekten kavruk. Yapraklarla bezendi, gerçekten yeşil. Koyuydu gölgesi gerçekten. Karıncanın işi çoktu gerçekten. Kuş da onu yemeliydi, hakkıydı. O gerçekten ağaçtı, biz yalandan insandık. Siz yalandan söylediniz, yalandan dinlediniz. Sabahtan akşama yalan bültenler okunuyor ekranlardan, yalandan göz yaşları dökülüyor. Her özgürlük narası sizi biraz daha köleleştirmek içindi. Doğruyu bulamıyorsunuz artık. Herkes bir yol tutturmuş oluyor nasılsa. Yalansınız. Bir ülkemiz olmadı hiç. Yaşadığımız yalandı. Hiç birimiz gözümüzün önünü göremiyoruz artık. Küçük şeylerden mutlu olma. Çünkü küçük bir şey yok galiba. Şükür vardı. İnsanlar daha az kibirliyken şükrederlerdi. Şimdi…
Yorum BırakYaz akşam oldu, uyansana! Sabah bayraklar asılmıştı Hoparlörden bağırıyordu başbakan Algida dondurma soğuktu Yaşlı kadının gözleme tezgahı sıcak Daha bu öğlen burası bir kasabaydı yetmişlerden kalan, bir tek deniz kirliydi. Çocuklar koştu suya uçan balonlar takarak kanatlarına, sıcak mı sıcaktı. Bütün o çocuklar fidan gibi serpildi, güzel mi güzel oldular. Yaz akşam oldu , haziran temmuza döndü. Belki dünyamız da ısındı, belki… Ne olduğunu kim biliyor artık? Bütün herkes büyüdü, güzel güzel çocuklar oldu. Bunu görmek ne huzurlu bir son. uyusana !
Yorum Bırak“yolculuk” Hayat, olduğu gibi… Koymuşum cebime yalnızlığımı, çıkarıp çıkarıp yakıyorum bir tane. (Yalnızlık üzerine kinaye yapıyorum.) Sana bir gün öyle bir şey diyeceğim ki, öyle bir şeyi sana, yalnız bir gün diyeceğim! (Çehov tarzı öykücülük.) Çok ciddi kurallarla oyunlar oynadık bir zaman. En azından bir tur izlemek gerekirdi. Staj bir bakıma. (Üç kere “bir” dedim, kimse anlamadı. Ki bu da dört. Ki bu da bir oyun.) Eninde sonunda aynı yere çıkıyor ya hayat, ben ona gülüyorum. (Yanlış anlaşılmasın, sana yanmıyorum.) Gündüzler geceleri kovalar, geceler gündüzleri, sonra karışır ikisi birbirine. (Karıştı biraz.) Beş olmuştu aslında. (Uzatmayalım.) En önde kaçıyorum. (Yorum yapmıyorum.)…
Yorum Bırak