Sabaha karşı nasıl da diner deniz, buğulu süt gibi. Elleri kana bulanmış çoban iskeleye vardı. Kayıkların sakin salınmasına daldı. Nemli tahtalardan gelen iniltiler sabaha karıştı. Çoban insan kanının koyun kanına ne kadar benzediğine şaştı. Adam öldürmenin ne kadar kolay olduğunu farketti aniden, koyun keser gibi. Bunu daha önce neden düşünmediğine şaştı sonra. Ilık kan. üstünde yine öyle pis kokuyordu. İskeleye yatıp ellerini tuzlu suya daldırdı. Deniz çalkalandı. Denizin kanı sevdiğini gördü hayretle. Suyu avuçlarına alıp yüzüne çarptı. Acı pis bir koku. İyot ve gaz yağı. Yakınlarda bir bekçi kulübesinden radyonun sesini duydu. Kanalları değiştiriyordu içerideki. Hüzünlü bir keman sesini geçip…
Yorum BırakYıl: 2004
-ne yapacağız bu anıları? -iki kere tıkla kahverengiye yolla. -sonra? -oradan kaybolur.
Tek YorumKardelenler gibidir bazıları, belki değirmenler gibi. Öyle güzeldir öyle masalsı. Bu onun bahtsızlığı olur. Her gelen sahiplenir. Her gören aynı şiiri söyler az çok. Öyle güçlüdür etkisi. Söyleyecek hiç bir kelime bırakmaz kendinden başka. Dünyanın tüm güzelliğini üstünde toplamış gibidir. Sıradanlaşmaktan ve mide bulandırmaktan kurtulamaz. Duymak istemezsiniz artık. Öyle güzeldir öyle masalsı.
Yorum BırakEvden atıldığı günden beri böyle yürür, sarhoş gibi. Meçhul köpek Moşe. Bit torbası, kemik çuvalı Moşe. Sarıdır tüyleri, kuyruğu sarkık ve burnundan eksik olmaz hiç mavi yeşil bir sıvı. Yalpalayarak yürür. Her gece bu köşeye gelip kuyruğunu sıkıştırır, ard ayakları üstüne oturur. Evin kalın güneşlikleri akşam olunca çekilir, içeriden sıcacık bir ışık yayılır. Tanıdık kokular çalınır burnuna. Bebekliğini hatırlar. Tatlı köpecik. Genç bir kadının sıcak ellerinde huzur bulduğunu anımsar. Kucağında uyuya kaldığını. Karnı acıktığında yemek bulabildiği günler. Fakat en çok sıcacık ellerin vücudunda dolaştığı o güzelim dostluğu özler. Dayak da yedi Moşe, yemedi değil. Bir türlü nereye işeyeceğini öğrenemedi fakat.…
Yorum Bırakkevgirden aşağı dökülenler mi üzerinde kalanlar mı şanslıdır oğlum diye sordu. “kevgire hiç girmeyenler dayı” dedim. aferin deyip öptü.
Yorum Bırakyataktaki uzun siyah saç kıllarını topladım bütün gün. sonra eğirdim, kalınca parçalar haline getirdim. Özenle ördüm. ince bi bilezik yaptım. biraz vernik sürdüm sertleşmesi için. iki ucuna da şu metal parçalardan taktım. bi daha gelirsen diye.
Yorum BırakÜç arkadaş bir uçurtma yaptık, yıllar önceydi. Kırmızı bir uçurtma. Daha ilk denemede havalandı uçutmamız. Anlamalıydım. Bir akvaryum balığı gibi kıvrandı gökyüzünde. Nazlıydı. Bir rüzgar esti, yükseldi epeyce. Bir rüzgar daha çıktı, daha da yükseldi, anlamalıydım. Gevşetilen ipi ben tuttum sonunda. Rüzgar esti, ipi gevşettim. Rüzgar esti, uçurtma çıldırmış gibi hareket etti, sıçradı. Gökyüzünden metrelerce uzunluğunda bir ip düştü yere. Uçurtma başka mahallelere doğru yol aldı. Bir süre izledik. Düşmedi. Vaz geçtik en sonunda. Yitip gitti. İp kopmamıştı, çözülüp düşmüştü. Nasıl olduğunu hiç bilmedim. Gittiği yeri hep merak ettim uçurtmanın. Mutlaka güzel bir yer olmalıydı. Beni de yanında götürmediğine içerlemiştim…
Yorum BırakGece boyu garip rüyalar gördü çoban, kavga eden insan sesleri duyuncaya dek. Derin bir uykunun dibindeydi az önce. Ve insan suratları ne kadar hayvansıdır uyurken. Uyurken güzel görünen bir insanı sevmemek ne kadar zor. Bir masal ülkesine kaçan her gece. Bazıları daha ilk görüşte kutsanmış gibidir. Uzatılmış bir masumiyet. Güzel uyurlar. Çoban açık ağzı, gevşek ve ağır bedeniyle bir hayvan gibi uyurdu. Önce uzak bir yerden geliyordu ses sonra ayıldıkça yaklaştı anlam kazandı. Üç kişiydiler. Pazarlık ediyorlardı. Kadın iki kişi için fiyatı indirmeye razı değildi. Adamlardan birinin sesi gittikçe yükseldi. Sonunda cebinden bir sustalı çıkarıp kadının boğazına dayayıverdi. -Yat amına…
Yorum BırakPART II “sarı”
Yorum Bırakbir cüzdan almıştım, şu, boyna asılanlardan. bir zaman sonra ipi koptu. çakmakla ipin ucunu yakıp, yapıştırdım yeniden cüzdana. sonra bir daha koptu, bir daha, bir daha… koptukça yaktım ucunu, yapıştırdım. yaktıkça ipin boyu kısalıyordu haliyle. başlarda karnımın üstüne gelen cüzdan, boğazıma yaklaşıyordu gittikçe. geçende yine koptu, yine yaktım. artık sıkmaya başladı. sıkıştırmaya…
Yorum Bırakgizmonun yorganın altına girmesinden ya da ayaklarımın üşümesinden anlamalıydım. sonbahar gelmiş. şimdi sıçtık demeliydim.
Yorum Bırak“seni asla terketmeyeceğim” dedi. ben koltukta oturmuş sigara içiyordum. yanıma gelip öptü. sonra da duşa girdi. düşündüm. terkedemezdi zaten beni. sadece giderdi. ama ben de giderdim. dolayısıyla karşılıklı yer değiştirirdik. uzaklaşırdık mesela. ama bir kişi tek başına birini terk edemezdi….artık… duştan çıktı. karşıma oturup bir sigara yaktı. konuşmadık. giyinip gitti. görüşürüz, dedi kapıyı kapatırken. odaya dönüp yastığın üzerinde bıraktığı saçları topladım. neme lazım, terkedemezlerdi belki ama giderlerdi. ben kalırdım.
Yorum BırakKafasının içinde huysuz bir kız çocuğunun sesi yankılandı: – Tanrılar pişman olur mu? Melekler, hayvanlar? İnsandır pişman olan. Ne yana baksam pişmanlık dolu. Kaç hayat gerek sana? Pişman olmamak için kaç başlangıç? Bir oğlan katıldı konuşmaya: – Pişmanlıktan ibaretsin. Ne yaparsan, ne düşünürsen, ne söylersen söyle. Yapma, düşünme, söyleme. Yine pişman olursun. İçinde sızlayıp duran bir yara kalır mutlaka. Senin güçsüz yanındır, vicdan ve ahlak. – Her şeyi yapmakta özgürdür insan. Yeter ki kölelikten sıkılsın. Ve özgür bıraktığında kendini bunu yaptığına da pişman olacak. – Boğum boğum birbirine sarılmış ve açlıktan birbirini yiyen birer yılandır kafanın içinde hayvan, insan, annen,…
Yorum Bırakbeni özleme diyorsun, yağmuru özle rüzgarları anımsa, düşleri besle beni boş ver diyorsun, kuşlara bak sen sözlerimi düşünme, yorma kendini bana aldırma diyorsun gençliğime ver “sensizlik”leri boş ver, düşme yollara gözlerime aldırma, güzlerin umut gizlerinle kendine güneşler yarat beni yaratma diyorsun ben zaten varım
Yorum Bırakneyin var, diyor ben önünden geçerken. elimdeki kese kağıdını havaya kaldırıp “çağla” diyorum. (halbuki ben çağla sevmem, kim tutuşturdu bunu elime, düşünüyorum) bende de rakı. boğalım mı? “boğalım” diyorum. çöküyorum yanına. balık kokan ellerini kağıda daldırıp bir çağla atıyor ağzına. ardından da plastik bardaktaki susuz rakıyı dipleyiveriyor. önündeki kovayı gösteriyorum; ne bunlar? barbun, diyor. “yok be burda barbun olur muymuş?” olurmuş. elindeki oltayı bırakmadan şişeyi açıp rakı koyuyor. kadir abi de öldü, diyor. üzülmüştüm kadir abinin ölmesine. kadirleri de bilirdim. yamuğuna rastlamadım hayatta hiç. laflıyoruz. sende ne var, diye soruyor. maça kızı kaldı sadece, diyorum. tartıcı bir çocuk geliyor yanımıza.…
Yorum Bırak