İçeriğe geç →

UZAYDA ÜÇÜNCÜ GÜN

Yatar çöl kumlarının altında binlerce eğrilmiş iskelet. Omurgaları ezilmiş, yamyassı. Belki aç belki tok öldüler. Her piramidin yakınında toplu işçi mezarları. Kemik basınçtan düzleşir mi, kaç kilo taşıdılar? Çarpılmış, yamulmuş omurgalar. Binlerce… Bir gizem diyorlar şimdi. Uzaylılar inşa etti piramitleri. Heyacanla dinliyor turist kafileleri. Tanrıların arabalarını anlatan turist rehberinden on adım sonra başlıyor mezarlar. Mezar bile değil, üstü örtülmüş kuyular. Ses ulaşsa da kemiklere, darılmıyor ölüler. Ne farkeder ki? Nasılsa bin yıl sonra herkes yanlış anlaşılacak. Çalışırsın, kendini çölde kum zerrelerine çevirerek, yavaş yavaş yok olursun. Senden geriye kalan olmaz, yanlış anlamalardan başka. Bu yüzden ne zaman bunalıp, kitlense çalışmak iyi gelir adama. Kaptırıp çalıştıkça tükenir insan, çocuklaşır, kim olduğunu unutur. Kendini ciddiye alamaz işte.

Rehber konuşmaya devam ederken, piramitleri şimdi bile yapamazlar derken, uzayda ne yapacağını bilmez, kendine şaşırmış ve korkmuş bir adam düşünceye fırsat vermemek için tükeninceye kadar çalıştı. Saatlerce ve inanılmaz bir titizlikle. İnsan ağır çalıştığı vakit dünyanın gidişatını beğenmez. İşlerin nasıl savsaklandığını, nasıl kolayca alt üst olabileceğini, nasıl yalanla dolduğunu görür. Hatta şaşırabilir bile. Okullar, hastaneler, ordular nasıl ayakta kalır bu kadar insan vakit öldürürken, göstermelikken? Adam ne kadar çiğse o kadar çalışması herkes için iyidir. Bir saat, iki saat, dört saat, herkes için doğru süreler var. Doldurulmazsa sorun, aşılırsa sorun.

Kendinden kurtulmaya çalışırken ne olacağı bilinmez, bakarsın bulmuşsun. Arayıp da bulanı duymadık. Bin yıl sonra ilk uzay mekiğini uzaylılar yaptı diyeceklerdi belki. Gözleri kızardı, başı ağrımaya başladı, üstelik uzayda çok sık midesi bulanıyordu. Mutluluk için bedel ödenmesi gerektiği batıl bir inanç olsa da en sonunda hali kalmayınca, yeterince acı çekmiş olarak, hakedilmiş huzurlu derin bir uykuya daldı. Efendisinden aferin alan kölenin zavallı mutluluğuyla.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>