İçeriğe geç →

UZAYDA BİRİNCİ GÜN

Sabahtan beri doğan günden alamıyor gözünü. Uyandığı an daha doğru aslında. Uzayda sabahtan bahsetmek anlamsız. Dünya çevresinde yörüngeye oturmuş bir istasyonda ona söylenenleri yapacak. Bir kahraman olmayı ve uçmayı hayal ederken kendini burada buluverdi. Yarım saat sonra bir radyo istasyonuyla canlı bağlantı kurulacak. Yayın sırasında sevdiği kıza adayacağı şiiri cebinden çıkarıp bir defa daha tane tane okuyor içinden. Boşlukta yayılan sevda sözleri. Kağıdı katlayıp özenle geri koyuyor cebine. Doğduğu şehrin üstüne varıyor ışığın sınırı. Sevinçle bir ters takla atıyor, çatılarda beslenen güvercinler gibi.

Muazzam bir sabah. On milyonlar uyandı az önce. Asya, afrika. Aynı anda kalktıklarının farkında bile değiller. Ne güzel şu yuvarlanan mavi küre. Milyarlarcası için öğle vakti ve koyu, kara bir bulut örtmüş dört beş ülkeyi birden. Harita gözünde canlanıyor sürekli, zaten küçük ülkelerdi diyip sırıtıyor. Birileri aşağıda ıslandı, kapalı perdeler ardında orgazm çığlıkları atıyor, dayaktan öldürülüyor, birileri çok mutlu, birileri çok mutsuz. O kendini çok şanslı hissediyor. Dünya yavaş hareketlerle gezinen tombul gebe bir kediye benziyor. Şarkılarda söylendiği gibi, tuhaf bir görüntü aslında, sınır çizgilerinin gerçekten olmaması. Dağlar, okyanuslar, şehirler. İnsan nasıl oldu da kendini böyle hapsetti? Kafasında şakırdayan kılıçlar, patlayan gülleler var. Büyük adam kimdir diye düşünüyor ister istemez. Dünya ufaldıkça her şey küçülür evet, insan kalır geriye. En değerli olan, o siyah deriden, o çekik gözlerden, o sarı saçlardan, o hızla tarih olan tarihten nasıl oldu da sınırlar çizdi kendine.

Otlaklara yayılmış sığır sürüleri, bizonlar, öküzler, insanın hayvan yanı. Namaz kılanlar, altın buda heykelleri, kiliseler, inançsızlar, totemler, filozoflar, sarhoşlar, tacirler. Şimdi inmek istese ülkesine, başka bir kıtaya düşmemek için uzun uzun hesap gerek. Bu uzun hesaplar hangi aralık yapıldı? Gecenin içinde mücevher gibi ışıldayan şehirler, uçsuz bucaksız karanlık. Sanayileşmiş bir bölge, gümüş bir kolye gibi parlıyor. Orada yaşamak ne büyük bir azap.

Dürtüyorlar, yayın başlayacak. İlk bağlantı. Hazır. Sunucu ulusun gururunu takdim ediyor. Yarım yamalak sahiplenerek oynuyor rolünü. Altında dünya dönüp dururken hangi ulusun gururu? Büsbütün boşlamıyor ancak, hala kalbini bağlayan bir şeyler var, belki geri dönecek olması. Sunucu fırsat tanıdığı anda başlıyor şiiri okumaya. Şaşkın aslında. Uzay istasyonunda soğuk metale temas etmeyi yadırgıyor. Artık uzaya çıkınca bu tür ayrıntılar kaybolacaktı sanki.

Kız arkadaşı ağlıyor. Uzayda aşk şiiri okuyan bir adam olmak onu da duygulandırdı, sesi titriyor, tarihe geçtiğinin, şairi de yazdığının ancak şimdi farkında. Saatlerdir hazırlanıyor, radyoda bu kadar konuşmasını sağlayan olay gerçekleşecek. Tansiyonu sınırda yüksek, ölüm korkusuyla beklerken vücudu uyuşmuş. Yer çekimsiz ortamda ne yana filiz vereceğini şaşırmış tohumlar geliyor aklına. Bu işe gönüllü girdi. Şu an pişman. Dönmek mümkün değil. Hayat boyu katlanamayacağı bir utanç. Annesinin destek olma ihtimali var bir tek. Kabinin kapısı açılıyor ve içerdeki nemli hava hızla eksi iki yüzlerdeki soğuk uzaya kaçıyor. Aynı anda kendi gövdesi de korku içinde dışarı çekiliyor. İstasyona bağlayan kablonun makarası yavaşça dönerken süzülerek ilk uzay yürüyüşüne çıkıyor. Sert soğuğa hızla çarpan nem, uzayda başının üztünden lapa lapa kar yağdırıyor. Müthiş bir karşılama. Karanlığın ortasında öylece dönüp duran gezegene bakarken artık yalnız. Işıktan körleşen bir adam gibi sevinç ve sevgi dayanılmaz hale gelmiş ağlıyor.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>