İçeriğe geç →

GÜNEŞ, SEN BENİ NE İÇİN PİŞİRDİN?

İki soba yanardı evde. Biri salonda, diğeri yatak odasında. Gece olunca iki abin salonda uyurdu, sen yatak odasındaki büyük sandığın üstüne atılmış bir döşeğin üstünde. Gece yatmadan önce yakılırdı hemen sandığın başucundaki soba. Hala hatırlarsın o işçi mahallesinin kömür ve çamur kokusunu. Isınan döşek ve yorgan, ısınan kemiklerin, kızaran yüzün, ağırlaşan göz kapakların. sobanın üstünde dil denen metal bir parça olurdu, maşayla açarlardı onu. Tavanda turuncu ışıklar dalgalanır, dinlerdin çıtırdayan odunu, ara ara çatlayan kömür parçalarını. Kızıl zırhlarıyla gürüldüyerek akan bir ordunun en önünde saldırırdın düşmana. Sonra yüzlerce çiçek açar, karanlık köşede sinsi bir gölge seni izlerdi. Sonra uyku.

Şimdi yatağa yatmaktan nefret ediyorsun. Uyumak için tükenmiş olman lazım. Yalnız uyuyamıyorsun. Kombi ayarladığın sıcaklığın altına düşünce tatsız bir sesle alev alıyor. Sol bacağındaki kasılmayla korkarak uyanıyorsun. Ne zaman yalnız uyusan böyle.

İstanbul, her geçen gün biraz daha nefret ettiğin şehir, havadaki o ağır neme bir türlü alışamıyorsun işte. İstanbul bile sık sık eski şehrini hatırlatmaya başladı sana. Bazen bir doktor tabelası, bazen boş bir cadde. Ortasından küçük kirli bir ırmak akan, parklarında üstüne tırmandığın kurt ve ayı heykelleri olan bir şehre benzemeye başladı. Çorak ve sarı… Defalarca sordun toz toprak tarlaya bakıp, tanrım nerdesin? Susuzluktan çatlamış ve ancak çirkin yaşlı bir kadına benzeyen bozkır defalarca güldü sana. Gökte yüce ve acımasız bir güneş, altında mağrur süzülen kartallar, bir de toprağı zımpara gibi aşındıran kuru rüzgar, bir de boz eşek ve sırtına armut yükleyen yaşlı adam, hep güldüler. Sormak gerekir gülen bozkıra, ben piç miyim? Piç ve yalnızlık.

Belki sol bacağımı yatağa bağlamalıyım, korkmadan uyumak için. Artık soba yok, artık çocuk değilsin. Yaptıklarına gülen yok. Güneş, sen beni ne için pişirdin? Aşık olduğum kızı korkutmam için mi? Irmak, ovanın toprağını ne diye yığdın içime? Yavaş yavaş kurumam için mi? Ey süzülüp giden kartal, çocuktan avladın beni. Söküp attın kalbimi.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>