İçeriğe geç →

PATİKA – 9

// Bu yazı 17 parçadan oluşan Patika tefrikasının 9. parçasıdır //    

Merhamet, o hep övülen. Vakti geldiğinde öldürme kararının önüne geçen. Merhamet iyi midir gerçekten? “Merhamet et”. Bir insan sana yalvardığında içinde sızlayan ne? Ve bilgelik, hayatı istediğimiz gibi algılama keyfiyeti. İşleri kafamızda yerli yerine oturtmanın adı. Sen kimsin ki merhamet gösteriyorsun, bilgece davranıyorsun. Sen kimsin ki binlerce olayı, hayatındaki milyarlarca anı yorumluyorsun? Ne hakla? Bütün düşünceler, bütün derin görüşler bir hakaret değil mi, hayatı hafife almak değil mi? Peygamberler gaddar olmak zorunda değil mi? Belki en zor olan kısmı.

Merhametten ölmesine izin verilmemiş ve bilgelikle boğulmuş, doğamamış çocuklar taşıdı karnında Lale Hanım. Daha hasta yatağında kocası Rıfat beyin öldüğünü biliyordu. Nasıl diye sorma. Milyarlarca saydam iplikle birbirine bağlıdır evren. İplerden birinin koptuğunu hissetti yalnızca. Bir yıldız söner uzakta, duymazsın. İki galaksi çarpışır. Sana ne? Sevdiğin bir insan öldüğünde önceden bilirsin bunu. İp gerilmiştir. Kopar ansızın. Milyarlarca ipten biri yalnızca. Dengeni yitirmene yetebilir. Görmüşsündür çünkü. Canlı cansız ne varsa saydamdır. Her şeye bir renk verdin. Varlıkların rengi adından önce gelir.

Çocuklarını öldürürler korkusuyla saklandı hep. Nalan Hanım’ın gittikçe büyüyen dehşeti ve kendi rahminden dökülen böceklerin yine kendi sürüsünü yemesi. Bir süre sonra kontrolden çıkmaları. Böcekler ve yaşlı kadın birbirlerini delirtiyor gibiydi. Nalan Hanım’ın gözlerinden okunan düşmanlık. Elinde tuttuğu bıçağı karnına saplamamak için kendini nasıl tuttuğunu hissetmek. Gece boyunca böceklerin fısıltısı. Bir sonbahar günü kadın uyurken bavullarını toplayıp bahçeye inmesi. Sonra köşkü ateşe vermesi. Yaşlı kadının çığlıkları. Etrafa kaçan böceklerin çevrede yarattığı panik. Gazete haberleri. Sorgular. “Akli melekesi yerinde olmadığından cezai ehliyeti yoktur”. Yaşlı kadının tüm mallarını satıp köşe bucak kaçmak. Hepsi hatırlamak istemediği hatıralar şimdi, aklına gelince toyluğuna güldüğü.

O yaz yıldızlara baktı Lale hanım. Lacivert bir kadifeye işlenmiş altın gümüş düğmeler. Gökyüzünün sağ tarafında bir yıldız takımı vardı. elli milyon ışık yılı uzakta. Hemen yanındaki iki milyar ışık yılı. Yan yana duruyorlardı. Bir milyar dokuz yüz elli milyon yıl fark bulunan iki görüntü. Ve onlarcası daha. Bir yaz gecesi karadan denize esen meltemin tadını çıkarıp gökyüzüne baktı. Milyarlarca yılın tek bir ana sığmasını izledi. Uzayın fotoğraf albümü. Bunların hiçbirini bilmeden zamanın var olmadığını düşündü. İçinin sancısını hafifletti bu fikir. Zaman. Ne kadar insanca. İnsana acıdı. Sayıklamalarla seyreden bir hastalıktır insan olmak. Bir insan olmaktan mutsuz olduğunu hissetti Lale Hanım. Bunun ne acaip bir fikir olduğunu sordu kendine. Ve karnındaki çocukları böyle büyüttü. İnsandan üstün bir varlık oldukları gururuyla.

İkizler, biri kız biri oğlan, kendilerini bildikleri günden itibaren dünyayı bir gökyüzü manzarası gibi algıladı bu yüzden. Geçmişi ve geleceği tek bir an olarak. Bir erkeğin spermi ve bir kadının yumurtası onlara hayat verdi. İnsan döllese de doğurma kabiliyeti gösteremedi onları. Böceklerden öğrendiler en zor durumda hayatta kalmayı ve bunun için hiç bir ahlaki değer tanımamayı. Yaşamaktan daha yüksek bir amaç edinmediler hiçbir zaman. Gerekseydi birbirlerini düşünmeden boğup öldürebilirlerdi. Birbirlerini aç kalsalar yiyebilirlerdi. Ve gördükleri tek surat birbirlerinin yüzüydü. Sevdikleri tek varlık, tek arkadaş, tek sevgili. Cinsel ilişkiye girdikleri tek kadın ve tek erkek.

İkizlere acıma. Tiksinmek haddin değildir senin. Kızma. Yalnızca dinlemek içindir onlar. İkizler yıldızlı bir gece gibidir. İnsanın geçmiş ve geleceğinden sana çarpan görüntülerdir.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>