İçeriğe geç →

PATİKA – 7

1944 yılının yaz ayları açık mavi, duru bir gökyüzüyle geldi. Savaş bitmek üzereydi ve rüzgarın sakin, ılık esintisi umut çağının gelişini haber veriyordu. İnsan Gemlik’teki o eski köşkün serin bahçesinde akşam üzeri oturup limonatasını yudumlarken dünyanın böyle değişeceğini nasıl düşünebilirdi.

Lale Hanım hayattaki tek akrabasının evine bir akşam üzeri vardı. Arka bahçeden gelen alaturka bir plak sesine yöneldi. Köhne yalının tenha taşlarında dolaştı. Teyzesi ak saçlı, uzun siyah tek parça bir elbise giymiş, üstüne beyaz dantel örtülü bir masanın başına oturmuştu. Nalan Hanım ellerinde tahta bavullar, karnı taşıdığı çocukların yüküyle şişmiş genç kadına baktı. Yıllar önce çocukken gördüğü yeğeni, hamileliğin kendine özgü güzelliğiyle karşısındaydı. En son aldığı haber bir bahriyeliyle evlendiğiydi. Genç kadının dolgun bedenine, etli dudaklarına, topuz yapılmış saçlarına baktı. Güzel bir kadın olmuştu. Gençlere özgü o iyimser ve boş bakış vardı gözlerinde. Ağırlaşan bedeni mağrur bir havaya bürünmüştü hamilelikle. Lale Hanım bu yaşlanmış yüzdeki çizgileri farketti hüzünle. Savaş yüzünden kocasını aylardır görmemişti ve doğuma kadar geri dönmesini temenni ediyordu. Yüz çizgilerindeki benzerlik şaşırttı onu. Yaşlanınca ona benzeyeceğini düşündü. İçinde ilk gördüğü anda bu yalnız kadına karşı şevkat hissettiğini farketti. “Hoşgeldin”. Gülümseyerek kucaklaştılar. Karnı aç mıydı? Bu da soru muydu? Can taşıyordu. O günlerde adet olduğu üzre Lale Hanım bir genç kadın olarak hayli utangaç davranıyordu.Nalan hanıma yardım etmek istediyse de izin vermedi. “Uşak tutacak halimiz kalmadı evladım. Savaş işte. Enişten de başımızda olmayınca. Eskisi gibi değil tabii”. Dalıp gitti kadın. Genç olmuştu bir zamanlar. Görkemli bir zenginliği tatmıştı. Kışın İstanbul’da, yazları bu köşkte güzel vakitler hatırladı. Sonra kocası ölmüş, bütün arkadaşlar yavaş yavaş silinmişti. Hiç çocukları olmadı. Lale’yi kendi çocuğu gibi sevmişti küçükken, onu şımartmaya bayılırdı. Bir de koskoca avrupa ilkel kabileler gibi birbirinin boğazına sarılmıştı. Buna da şaşmıştı ilk zamanlar. Eskisi gibi değildi. Lale’ye kocasını sordu. Geçmiş zamanlardan konuştular. Ölülerden. İki kadın hep ölülerden bahsetti, yalnız Lale Hanım farketti bunu. Bir ara Nalan hanım fitilli lambayı getirdi. Meyve tabağını beyaz kalın bir örtüyle kapadı ve sineklere söylendi.

Gece erken yatardı yaşlı kadın. Lale’ye odasını gösterdi. Tahta zemini gıcırdatarak köşkün ikinci katında dar bir odaya girdiler. Lale odaya girdiklerinde bir hışırtı sesi duydu önce. Nalan Hanım’ın kayıtsız tavrını görünce aldırmadı. İki kişilik bir yatağın üzerine gerilmiş beyaz tül cibinliği araladı yaşlı kadın. Fitilli lambayı komidinin üstüne bıraktı. “Tuvalet alt katta. Bir şeye ihtiyacın olursa koridorun sonundaki odadayım. Seslenirsin”. Lale teşekkür etti. Gelmeden önce kendi diktiği geceliğini giydi. Şevkatle karnını okşadı yalnız kalmayı fırsat bilerek. O zamanlar bu tür şeyler ulu orta yapılmazdı. Öyle herkesin içinde çocuğunu da sevemezdi insan.

Lambayı söndürdü.Yatağa uzanıp hayallere daldı. Bir süre sonra gittikçe artan bir hışırtı duydu. Haziran başında her yer ıhlamur kokuyordu. Pencereyi açmıştı odaya dolsun diye. Rüzgar herhalde diye düşündü. Fakat ses arttı. Üstündeki pikede bir hareket farkedince korkuyla ayağa kalktı. Zemin sert değildi ve oynuyordu. Bacaklarına bir şeylerin tırmandığını hissetti. Lambaya doğru koştu hızla, kibriti kapıp kapıya koştu. Koridor sessizdi. Kibriti çaktığında bir hışırtı daha geldi. Artık elleri titreyerek lambayı yaktı. Odanın içinde binlerce hamam böceği geziniyordu. Denizde balıkçılar kıyıdan keskin bir çığlık işitti. Böcekler bu sefer kaçmıyor, Lale’nin bacakları arasından yere damlayan kanı takip ediyorlardı. Genç kadın bilincini yitirmiş bir şekilde koridorun sonundaki kapıyı açtı. Bir hışırtı sesi. Yaşlı kadın yoktu. Koşarak aşağı kata indiğinde donup kaldı. Nalan hanım elinde bir fener akşamdan kalan yemek ve meyveleri yere saçıyor, parçalar bir kaç saniye içinde dev bir sürünün ağzında yokolup gidiyordu. “Canlarım. Acıktınız gene. Alın hadi” Gülümseyerek Lale’ye baktı “korkma”. Lale kadınlığının üstüne ellerini bastırdı. Kanın rengi beyaz geceliğe sindi. Kekeleyerek yalvarırcasına: “çocuğumu düşürüyorum”.

60 yılın gebesinin hikayesi, 1944 yazının ıhlamur kokan bir gecesi başladı.

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>