Skip to content →

MÜSAİT Bİ YERDEN

“şöför bey gelen yok giden yok neyi bekliyoruz?” diye seslendi arka dörtlüdeki teyze. yoktu da gerçekten. pazar sabahı saat onda seyran lisesinden aşağı inen yokuştan koşarak gelip ulus dolmuşuna binecek kimse olmaması da doğaldı. öylece duruyorduk. Teyze ihtimal o ki altın gününe gidiyordu. veya vedat dalokay’daki pazar sabahı nikahlarından birine. şıkır şıkır giyinmiş, olabildiğince süslü ama bir yandan da ununu elemiş eleğini asmış.

“Şöför bey”in gözüyse caddenin solunda kalan apartmanlardan birinin üst katlarındaydı. Elinde sigarası bir cama kilitlenmiş dalgın bakışlarıyla ara ara iç çekiyordu. Bu sinir bozucu bekleme beş dakikayı geçince teyze ikinci kez seslendi “neyi bekliyoruz şöför bey” diye. Teyzenin ilk atağını duymazdan gelen kaptan ikinciye kayıtsız kalamadı. sigarasından bi nefes çekip vites kolundan yavaşça kaldırdığı eliyle müziğin sesini kıstı. Başını hiç oynatmadan, yalnızca kaşlarını kaldırıp dikiz aynasından gözgöze geldi teyzeyle. alaylı bir kederle “beklemeyince de beklemedi oluyor ablacım” dedi sadece. sonra ulus’a doğru devam ettik.

sema açık, sıcaklık yirmiyedi santigrat dereceydi. vedat dalokay’ın önüne yaklaşırken teyzeyle aynı anda “müsait bi yerde” dedik. dolmuştan inerken biraz üfleyip püflese de sana küçük altın takarken pek sevinçliydi.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>