Skip to content →

KIYI

dalga seslerine uyanıp pencereden baktım bir süre. hiçbir şey düşünmedim. gitmem gerekiyordu. nereye gideceğimi düşünmedim. susmayı öğreneceğim bir yere gitmeliydim herhalde. dilini bilmediğim bir yere belki. alışkanlıkları olmayan insanların arasına karışmalıydım. hiçbir şeye alışmamalıydım.

aylar önce bu kuytu ilçede, yine bu otel odasında düşündüklerimle bir kıyıya varmıştım. o kıyıda ne kadar durduğumu hatırlamıyorum. belki birkaç hafta, belki birkaç ay. zaman, anlamını yitirmiş olmalı. önemli olan o kıyıda gördüklerimdi. her şeye bütün olarak baktığımda bir sonuca ulaşmıştım. hâttâ daha da ileri gidip, bir “kural” belirlemiştim. bir telaşla bu kuralı sınamak istediğim zamansa işe yaramamıştı. önce yanıldığımı, yanlış bir çıkarıma ulaştığımı düşündüm. ama sonra önemli bir ayrıntı daha ekledim kural’a. ne zaman, olanlar hakkında fikir yürütmeye, tahminde bulunmaya kalksam, bu kural işlemeyecekti. geçmişe ait veriler, geleceğe uyarlanamıyordu. kural hep ileri’ye ilişkindi. duruma müdahale ettiğim anda, işe geçmişi bulaştırmış oluyordum ve doğal şartlar ortadan kalkıyordu. yani anahtar gibi bir şeydi. öngöremeyeceğim kapılara aitti. ama gerçekti işte. onu hesaba katarak yaşamaya kalktığımda canıma okunacağını söylüyordu. er geç canıma okunacak olması ise kuralın ta kendisiydi. gülümsedim.

dalga seslerine uyanıp pencereden baktım bir süre. bana bir harf daha öğretilmeliydi belki. bir denizi daha geçmeliydim denizle bir olmadan. yara bere içinde de olsa kıyıya varmalıydım. susmayı öğreneceğim bir yerden çıkmalıydım karaya. dilini bilmediğim bir yere. alışkanlıkları olmayan insanlar arasına.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>