İçeriğe geç →

IN THE MOOD FOR LOVE

ocak ayı, finallerin tam ortası. çalışmak gerek ama kafayı toplamak mümkün değil. başımda büyük bela var. nefret ettiğim bir ilişkiyi kavga dövüş sürdürüyorum. bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki ilişkilerimde, nedense ayrılmayı bir türlü beceremedim. terk edilmeye daha yatkınım. kolayıma geliyor. karşımda ağlayan kadın görmeye dayanamıyorum. benim de ağlayasım geliyor. kendimden nefret ediyorum.

saat iki gibi topladım çantamı, çıktım okuldan. eve yürürken bir otuz beşlik de kanyak aldım. kahveyle içerim. bir kupa kahveye bir parmak kanyak. nereden baksan yedi sekiz kupa demek. sakinleşmek gerek. ikincide aradı.

“çalışamıyorum” dedi “canım sıkılıyor, okulun kütüphanesindeyim hâlâ”.

“ne yapabilirim?” dedim.

“bir şey yapamazsın tabii de işte… biliyor musun, tarık aradı beni az önce.” liseden beri bir barışıp bir ayrıldığı, toplamda iki üç yıl sevgili olduğu, iki yıl önce son kez ayrılmalarının ardından yeni bir sevgilisi olduğunu duyunca bunalımlara girdiği, muhtemelen hayatı boyunca takıntı yapacağı eski sevgilisi. ankara’ya gelmiş bir iş için. görüşürler miymiş.

“e görüşseydin?”

“sen görüşmemizi mi isterdin?”

“beni biliyorsun, adına ilişki demeye bin şahit isteyen bu tuhaf birlikteliği yürütemiyorum. e sen de mutlu değilsin. belki de çocukla tekrar bir araya gelirsiniz. bizimki gibi kötü bir ilişki için bu ihtimali yok etmeni istemem açıkçası.”

“neden bahsediyorsun sen? böyle bir şey aklımdan bile geçmedi. sadece eski iki arkadaş olarak görüşmek gelmişti aklıma. ki ona da karar vermemiştim zaten. sana sormak istedim. sen istemezsen zaten gitmem. sorun etmezsen de gideceğimin garantisi yok. sadece öylesine bi düşündüm işte. sonuçta çocukluk arkadaşım sayılır. eskilerden, bursa’dan filan bahsederdik dedim.”

“bence gitmelisin. görüşmekten zarar gelmez.”

“sen benden kurtulmaya mı çalışıyorsun?”

“senden kurtulmaya çalıştığımı her gün söylüyorum zaten, sense bir türlü anlamak istemiyorsun.”

“ölmemi isterdin değil mi?”

“üzülmene razı olamadığım için katlanıyorum bunca saçmalığa, ölmene mi razı olacağım?”

“bilmem? yani, ölsem üzülürsün tabii ama rahatlarsın da bence. araba çarpsa mesela bana.”

“her zamanki gibi saçmalıyorsun.”

“şimdi ne yapacağım biliyor musun? konsantre olup saat dokuza kadar durmaksızın ders çalışacağım. telefonumu da kapatacağım. hiçbir şey dikkatimi dağıtmamalı.”

aptalların en tipik özellikleri başkalarını kendilerinden daha aptal sanmalarıdır. entrika çevirmeyi beceremezler. senaryoları çok basittir. kimse yemez.

“görüşeceksen görüş herifle. niye salak yerine koymaya çalışıyorsun ki beni? gerek yok. rahat ol. inan umurumda bile değil.”

“görüşmeyeceğim” dedikten sonra kapattı telefonu. zavallı kız, dedim içimden. bir yanda yürütmek zorunda hissettiği rezil ama ‘elde var’ bir ilişki, öte yanda çok küçük bir “çok mutlu olma” ihtimali. görüşseler bari. benim adım umut.

beş gibi tekrar çaldı telefonum. “yine çalışamadım” dedi. “sana mı gelsem acaba?” tarık’la buluşmadığını haber veriyor ve buluşmayacağını da ispatlamak istiyordu. önüne gelen kumarı ölçüp biçmiş, sonunda oynamamaya karar vermişti. yıkıldım. “nasıl istersen” dedim, “ama ben ders çalışacağım, ona göre”.

“gelmeyeyim o zaman?” dedi. “eve gideyim. kızlar aradı, düzgün yemek yapalım mı bugün diyorlar.”

“sen bilirsin” dedim. gelmedi. sevindim.

yedi gibi tekrar aradı. havadan sudan konuşup, kızların sesini yeterince duyurduktan sonra kapattık. keşke onu kıskanacak bir sevgilisi olsaydı. keşke kıskanacağım bir sevgilim olsaydı. vay canına. bir zamanlar âşıktım ben bu kıza.

beşinci kupada kafam güzel oldu. arkadaşların öve öve bitiremediği, kaç zamandır izlemek için bilgisayarın karşısına bir türlü oturamadığım filmi şimdi izleyecektim:

in the mood for love”.

Published in DÜZ YAZILAR

Tek Yorum

  1. ömer

    Sitenizi daha doğrusu blogunuzu mad men izlerken keşfettim. Çok güzel hikayeleştiriyorsunuz.tebrikler, rss aldım.

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>