İçeriğe geç →

Hepsi bu

Sevgili Mahir,

İki metreye üç metrelik bir oda burası. Altı metrekare yani. Ufak adımlar atarsan, kenarları gezerken yirmi adım atabilirsin teorik olarak. Ama bir köşesinde alaturka helası var. Oraya basmamak için bir adımı büyük atacaksın. Öyle olunca on dokuz adım ediyor. Helanın sifonu yok Mahirciğim. Her gün bir kova su veriyorlar. Taharet de bu kovaya dahil, el yüz yıkama da. Günde iki kere sıçma ihtimaline karşı kovanın yalnızca yarısını kullanıyorum hep. İşedikten sonraysa su kullanmıyorum. O yüzden genelde sidik kokuyor oda. Sıçtıktan sonra sidik kokusu hafifliyor mu, yoksa o adını şimdi telafuz etmek istemediğim koku sidiği bastırıyor mu bilemiyorum. Odamda kitap, gazete, televizyon, radyo yok. Bazen, yani gerçekten bazen, görevlilerden biri müzik dinliyor. Hep Ahmet Kaya dinliyor delikanlı; “bizi zaman yenecek ve anılar kalacak”.

Sigara aldıracak kadar param olmadığından sigarayla yollarımızı ayırdık. Odanın, tuvalet taşına uzak köşesinde yarım metre eninde iki metre boyunda bir yatağım var. Ayakları yok, duvara monte. Onun uzun kenarının yaslandığı duvarın tavanla kesiştiği yerde iki karışa iki karışlık kare bir pencere var. Oradan gün ışığı alıyor odam. Ama tavan yüksek mahirciğim. Yatağa çıksam da boyum pencereye yetişmiyor. Onun da çözümünü buldum ama. Sabahları uyanınca sıçrayıp tutunuyorum pervazına. Hem barfiks çekiyorum hem de dışarıyı izleyebiliyorum. İlk günler en fazla beş kere çekebiliyordum. Artık otuzun üzerine çıkıyorum.

Pencerenin dışında öyle aman aman bir manzara yok. İki bina arasındaki üç dört metrelik bir boşluğa bakıyor. Karşıdaki binanın benim pencereme bakan duvarında pencere de yok. Aradaki bu boşluğa hurda ranzalar, masalar, sandalyeler atılmış. Paslı bir demir yığını, çürümüş suntalar. Yalnız bir bisiklet var. Hani şu gidonu yana doğru kıvrılan, haki yeşil, arka tekerin arkasına doğru kıvrılan desteği olan, eskilerden. Kobra model. Markası da bisan sanırım. Lastikleri, selesi çürümüş… Kadrosu paslı ama sağlam. Biraz bakımla kendine gelir.

İlk günler burada epey ağladım. Alışmak zor oldu tabii. Sıkıntılı geçti. Bir zaman sonra, herhalde hayatta kalma içgüdüm kontrolü ele alıp beni kendime getirdi. Veya nasıl diyelim, başka bir ben yonttu o zamanki ruhum ve bedenimden. Şimdi kendine has bir rutinle bu odayla birlikte eskiyoruz. Aynam yok ama gece ışıklar sönmeden önce pencereme uzanınca kendimi görebiliyorum. Her ay odama berber gelip saç ve sakallarımı makineyle traş ediyor. Ay sonuna doğru saçlarım biraz uzuyor ama çok öyle şekil verilecek kadar da değil. Bir de ilginçtir mahirciğim, sakallarım saçlarımdan daha çok uzamış oluyor ay sonunda. Sen sebebini bilirsin belki.

Yemeklerim genelde ben uyurken geliyor. Sesine uyanıyorum. İlk zamanlar çok iştahsızdım. Ama düzenli spor yapmaya başlayınca hem daha güzel uyumaya hem de ne verseler silip süpürmeye başladım. Yalnız, bir ara zayıfladığımı farkedince epey korktum. Sonra sporu biraz azaltıp artırarak olması gereken seviyeyi tespit ettim. Artık hem sağlıklı hisediyorum hem yemek yiyorum hem de zayıflamıyorum. Sağlığım da iyi.

iki haftada bir temiz çarşaf getirip eskisini alıyorlar. Getiren de buranın eski sakinlerinden. Sonra burada işe almışlar. Pek konuşmuyor: “Selamaleyküm, al abi, hadi selametle”. Ben de sağol veya sağolasın filan diyorum. Konuşacak kimse olmadığından, bazen konuşmam bozulmasın, bazen de ses olsun diye kendi kendime bir şeyler anlatıyorum. Eski arkadaşlardan, sevdiğim kadınlardan, güzel anılardan bahsediyorum. Rahatsız olacak kimse de yok. Sessiz sessiz sıralıyorum cümleleri. Pek şiir ezberim yoktur ya benim mahirciğim, ona çok üzülüyorum. Şöyle güzel şiirler hatırlasaymışım, tok tok onları okurdum kendime.

İşte bende hal ve gidişat bu şekilde sevgili mahir. Hep aklımdasın. Vallahi çok da merak ediyorum nerede, nelerle meşgul olduğunu, mutlu olup olmadığını, varsa çocuklarını. Biliyorum sen de merak ediyorsundur, hatta büyük ihtimalle de kırgınsındır hiç sesi çıkmıyor artisin diye. Ama bak sana söz, günün birinde bir mektup yazma imkanım olursa ilk sana yazacağım. Hepsi aklımda bunların. Kim bilir bakarsın iki, üç sayfam olur daha da neler neler yazarım.

Şimdilik sağlıcakla kal mahirciğim. Sevdiklerini yanaklarından öp benim için.

Yücel.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>