İçeriğe geç →

(DÜN) BARA GELEN MAVİ KAZAKLI ADAM

beğenici, aralık ayında bir gün, mesai sonrası şarap içmek için -her zaman gittiği- cafe-barımsı yere girdiğinde barda iki masa doluydu yalnızca. içerisi yemek-sidik-sigara dumanı kokuyordu. ışık sadece pencere kenarındaki masaları aydınlatıyordu. diğer masalar alacakaranlık… pencere kenarındaki masada oturan kızla oğlan susmuş önlerine bakıyorlardı. diğer masadaki iki tane oğlan çocukları ise -yeni geldikleri belli- menüyü inceliyorlardı. beğenici de oğlan çocuklarının oturduğu yerin yakınlarında bir yere oturdu. koltuğa yayıldı, kravatını çıkardı, çocuklara kulak kesti. çocuklar kırmızı şarap içecekler, türü konusunda karar veremiyorlardı. ne yiyeceklerini bilse… lafa girişecekti… vazgeçti… garsona bir şişe “emir” yanına da tuzlu fıstık söyledi. üçüncü kadehin sonuna doğru masalar dolmaya başlamışken daha önce görmediği esmer, ince uzun boylu, gözlüklü, mavi kazaklı, başında polar turuncu-mavi bere ve sırtında kamp çantası olan 30 yaşlarında bir adam girdi içeri. beğenici dudağında sigara, yakmadan adamı incelemeye başladı. girer girmez gözlük camları buğulandı adamın. belli-belirsiz “ananı…” dediğini duydu. çantayı yere bıraktı. gözlüklerini mavi kazağına silerek etrafına birini arıyormuş, biriyle burada buluşacakmış gibi baktı. beğenici onu izlerken ve adam salonu tararken göz göze geldiler. adamın gözlerinden sevinç dalgası geçti. dudağının kenarında durdu. sırt çantasını yüklendiği gibi beğenicinin masasına oturdu. çantayı masanın yanına bıraktı, bereyi masaya…

– ben de seni arayıp duruyordum, burda olacağını tahmin etmeliydim. bakar mısın?

garson geldi. adam menüyü hızla inceledi.

– bana arjantin bardakta bira ve ortaya biri soya soslu diğeri körili tavuk.

beğenici şaşkın, sigara dudaklarında adamın onu nereden tanıdığını anlatmasını bekliyordu. adam “mersi canım” diyerek beğenicinin dudağındaki sigarayı aldı. masa üstünde çakmak olduğu halde cebinden kibrit çıkarıp yaktı. sigaranın ilk dumanı ile kibriti söndürdü.

– kokusunu seviyorum ben… neyse. sen doğal olarak benim kim olduğumu ve seni neden aradığımı merak ediyorsundur, anlatıcam. ama aç ayı oynamaz.

garson birayı getirdi. beğenici hala şaşkındı. adam birayı iki nefeste içti. “oh, susamışız”. şarap şişesini alıp boşalan bira bardağına kalan şarabı doldurdu. onun da yarısını bir nefeste içti.

beğenici tam adama “artık çok oluyorsun” diyecekti ki adam anlamış gibi bardağı masaya bırakır bırakmaz hırsla beğenicinin yüzüne bir tokat vurdu. masa sallandı, beğenici sallandı. şaşkın şaşkın etrafına bakındı. utandı. kimse, hatta yan masada oturan oğlan çocukları bile masalar yakın olduğu halde görmedi mi… herkes bi şey olmamış gibi kendi dünyasındaydı.

– bu, dedi adam, 1’dir. hepsini baştan öğreticem sana. önce yemek yemek lazım. aç ayı oynamaz.

yemekler geldi. adam körili tavuk tabağını soya soslu tavuk tabağına boşalttı. boşalan tabağı ekmekle sıyırarak yan masaya kaydırdı. ekmeği ısıra ısıra dolu tabağı boşalttı. en son bardaki şarabı da dikti.”oh, şarap güzelmiş” beğenici “güzeldir de daha çok peynir ve meyve tatlılarıyla… ” diyecek oldu ama adam aynı hırsla bir tokat daha patlattı beğenicinin suratında. beğenicinin kulakları çınladı.

– bu da dedi adam, durdu, sen 2 ettiğini düşünsen bile bu da 1’dir.

beğenici pıstı. adam sanki tokadı aşk ile patlatan o değilmiş gibi devam etti:

– senin şu emir şarabını benim izzet diye bir arkadaşım çok severdi. beyninde ur çıktı. ameliyat oldu. doktor içme dedi. o devam etti. ur yenilenip yinelendi. beynini bir daha açtılar. beynine bir kere hava değmeye görsün insanın. öldü. allah var şaraptan değildi. stresli çocuktu garibim. bak o da burada..

deyip çantanın içerisinden kısık (tatar belki) gözlü, sağlığında yakışıklacana olduğu belli, düzgün burunlu, saçlarındaki beyazlar siyahtan daha çok kesik bir insan başı çıkardı.

beğenici irkildi. “bu, bu…” kekeledi… başın kesildiği yerden kanları kurumuş, kesik kelle -sanki çok uzun zamandır bedeninden ayrıymış gibi- mor-yeşilimsi bir hal almış, sabunlaşmaya başlamıştı. beğenici masanın altına eğilerek kustu. etrafına bakındı. kimse olanlarla ilgilenmiyor, sanki o zamanda onlar o masada oturmuyormuş gibi davranıyordu.

adam sırıttı.

– bir’leri öğrendin de bunu mu anlamaya çalışıyorsun, dedi. kelleyi yanağından öptü. kelle belli belirsiz sırıttı. çantaya geri koydu.

– hadi çıkalım, dedi, ezberlerin yeterince bozulduğuna göre yapacak çok işimiz var…

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>