İçeriğe geç →

BUGÜN NE, DÜN NE?

// Bu yazı 52 parçadan oluşan Bugün tefrikasının 47. parçasıdır //    

ihtiyar rum meyhaneci, meyhane müdavimi, sakal, amca gibi anlamlara geliyor “barba”. babamın “barba mehmet” için söyledikleri daha çok ikincisine giriyor:

“çok içerdi. o zamanlarda akşamcıların devamlı gittikleri meyhanelerde kendi şişeleri olurdu. üzerinde isimleri yazardı. gece eve geç kaldığında -bir yerlerde düşüp kalmasın diye ekliyor- meyhane meyhane arardım dedenizi. kör kamil, çamur şevket, bilmem hangi salaş bir meyhanede…

her gittiğim yerde şişesine bakardım, buraya gelmiş mi diye. her akşamcı çizerdi şişesini meyhaneden ayrılmadan önce. bulurdum en sonunda. bana da konyak söylerdi. son kadehi beraber içer kalkardık. ama ben korkarak içerdim. belli olmaz, sarhoş olduğunda döverdi bazen niye benim yanımda içtin diye” diye anlattı babam.

“içelim…barba’ya”. tokuşturduk kadehleri abim, babam ve ben kör kamilde. devam etti:

“çok çektik dedenizden. amcalarınız, babaanneniz. hele babaanneniz… çok döverdi. çok sinirliydi. hiç de konuşmazdı. baba-oğul hiç sohbet etmedik biz. hep mesafeliydi. tek eğlencesi sazıydı. hatta bir türkü var; ‘…’ dedeniz besteledi onu. izmir radyosundan çağırmışlardı programa. gitmedi, öfkelendi, neden anlayamadık. kırdı, parçaladı sazı. yaktı sobada. eline almadı bir daha.”

ne iş yapardı, diye sorduk. “bir ara fabrikada çalıştı, kavga etti ustayla, kovuldu. eskicilik yaptı bir süre. sırf içki parası için. bazen eski bir fırın düşürürdü. gider mahallenin en fakir hanesine bırakırdı kullansınlar diye. demiryolu deposundan buğday çaldığı da olurdu. onu da dağıtırdı. ama hep başkalarına. biz hep fakirdik. tamtakır, kuru bakır. bir de içki parası.” sustu. düşündü. daldı. düşündü. “delirdi en sonunda. neden ‘çıldırdığını’ da bilemedik. ispirto içiyordu artık bakırköy’e yatmadan önce. onu istanbul’a yollayınca ben çalışmaya başladım. bir gün haber geldi; ‘…ölmüştür. cenazenizi üç gün içinde gelin alın. aksi halde hastahanenin kimsesizler mezarlığına defnedilecektir’ diye. gidemedik fakirlikten. ne o zaman, ne de daha sonra. kaldı işte. hem canım şimdi gitsen nereden bulacaksın mezarı..”

bir daha vurduk kadehlere abim, babam, ben kör kamil’de. dedemin babamları dövmesi gibi, babamın bizi dövdüğü zamanları düşündüm. ya da aynı şekilde yılda bir kez izne geldiğinde sohbet edemeyişlerimizi. aramızdaki mesafeyi. babamınki bir hesaplaşma mı, öykünme mi anlayamadım. raflardaki şişelere baktım tek tek. ne babamın ne dedemin ismini gördüm.

kalkalım, dedik. babam “durun” dedi. garsonu çağırıp üç konyak söyledi. “nasıl olsa bu akşam dayak yok”. gülüştük…

eve vardığımızda kendine bir kadeh rakı daha koydu. şişenin üzerindeki eski izi silip yenisini işaretledi ispirtolu kalemle. güldüm.

bugün dedemin doğumgünüymüş. şaşırdım. annem şaşırmama şaşırdı. “sana bir şey söyleyeyim mi, babaannen öldüğünde cüzdanından başka bir adamın fotoğrafı çıktı” dedi. işte o an dedemi de, babamı da çok sevdim.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>