Skip to content →

AVRUPA BİRLİĞİ

ayvalık’a gitmiştik. deniz kenarında bir kafede oturuyorduk. atılan paraları dalıp alan çocuklar vardı. yan masada bir turist ailesi oturuyordu. çocuklarına bir hamburger söylediler. çocuk ekmeğin içindeki eti yiyip bıraktı. geriye rus salatalı yuvarlak bir ekmek kalmıştı. masadan kalktıklarında denizden bozuk para toplayan beş kadar çocuk masaya koşup bu ekmek için kavga etmeye başladılar. bir hamburger ekmeği ve beş çocuk. biri koparttığı parçayı ağzına atamadan diğeri elinden kapıyordu. çingeneymişler. çadırda yaşıyorlarmış. sonradan yol kenarında çadırlarını görmüştüm. çıplak ayaklı çocuklar. gerçek bir sefalet. ve çingenelik ne müzik ne dans ne kızıl şallı siyah gözlü kadınlardır. öğrenmiştim. orta okuldaydım. çocuklar ekmeğe saldırınca turist aile dönüp olayı izlemişti. utandığımı hatırlıyorum. çocuklara acımaktan çok daha baskın bir utanç. bir türk olarak utanıyordum. milliyet duygusu ne garip. insanlığımızı elimizden alabilir. aç çocuklar umrunda olmayabilir.

yine deniz kenerında sarışın bir oğlan gördüğümü hatırlıyorum. bir otelde turist bir kıza bakıyordu. fakat öyle hüzünlüydü ki yüzü türk olduğunu düşünmüştüm hemen. tipi hiç benzemese de. böyle içli içli bakmak, aşık olduğu kızı düşünüp ağlamak dünyanın bu taraflarına mahsustur. oğlan türk çıktı hakkaten. bu ortaklık duygusu nedir? bir duygu ortaklığı varsa insanlar aynı milletten oluyor. mario levi, bir musevi yazar, insan duygusal olarak azınlıktaysa azınlıktır diyordu. bu azınlık duygusunu edebiyetla ilgilenmiş herkes yaşar türkiye’de.

şimdi daha önce duymuş olduğunuzu tahmin ettiğim bir soru soralım, deprem marmara yerine erzurum taraflarında olsaydı o kadar ilgilenir miydi türk halkı, daha doğrusu duygusal ortaklık kurabilir miydi? bir görüntü getirin gözünüzün önüne, bir şehit cenazesi. baş örtülü, bodur, şişman, köylü aksanlı bir kadın kendini yerden yere atıyor. şimdi bir de aynı cenazede genç ve alımlı bir kadın düşünelim. öğretmen olsun. sessiz ağlıyor. kendisine uzatılan mikrofona düzgün bir türkçeyle ölen kocasını ne çok sevdiğini anlatıyor. ikinci kadın beni daha çok etkileyecektir. sırf daha güzel ve kentli olduğu için. hayatı algılama düzeyine bakar mısınız? film gibi.

güzel, zengin, sağlıklı olanla özdeşleşmek ne kolaydır. elleri kınalı, kolunda bilezikler, şalvarlı bir kıza bakıp tahrik olmuşluğum yok. cinsellik gibi bir iç güdüyü dahi etkiyebiliyor imajlar. başa dönelim, biz bir ulus muyuz? milliyet nasıl bişeydir insanı insana yabancı kılar ve bazen anlamanın tek yolu olur? robert mezunuyla batmandaki köylünün ne kadar ortaktır duygulanımları? bu kafaya takmaya değer bir sorun mudur, yoksa bize ne mi? babil kulesi hiç yıkılmasa kafamız da hiç ağrımaz mı? yoksa bu bir zenginlik mi yaratır? hangi koşullarda zenginlik kabul edilir? hayatta en hakiki mürşit avrupa birliğidir.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>