İçeriğe geç →

AŞKTAN SONRA AKIL KALIR MI?

Üniversitede bakıp iç geçirdiğin bir kızla karşılaş dedi bana, gözlerinin etrafındaki kırışıklara bak, çaktırmadan onu incitmeden, bir zamanlar ne güzel olduğuna hürmetle. Ölüm ucundan gösterir kendini o zaman, yüzünü açık eder o güzel kız, gururunu silerek. Bak, der gözlerimin etrafındaki kırışıklara, derste elimi atardım kamışına, oynardık saatler boyu. Çıldırmış gibi eve kapanmalar sonra, bir gün iki gün. Akşam olur dışarı çıkardık aklımıza gelirdi neden sonra… Hiçbir nefes o an aldığımız kadar temiz olabilir mi? Ateşten, gençlikten, aşktan geçip arındırılmış bir atmosfer… Üstünde ozon kalkanları, bıkıp usanmadan batıp doğan güneş bir de, ormanın bir köşesinde yeni keşfedilmiş bir böcek türü, onu duyurmaya çalışan discovery chanel bir de… İki milyon yıldır orda bekleyen böcek bir de… Belki beklemiyor. Dalganın kayaya insaf edip durulması bir de, bir soluk alıp kayanın dalganın önüne dikilmesi bir de…

Gel kır beni, tozu dumana kat, can ver can al. Ölüm kitaplardan öğrenilir mi? Kır beni, sen inceldikçe kırılıyor bu yürek nasılsa. Aşkım dediğin namusundur, bitmeyen gençliğindir. Sevdikçe diriliyor dünya. Nasıl acımasız açarsa çiçek, öyle… Nasıl savurursa canımın içi yaprakları öyle… Savrulsun gitsin bu ben dediğin her neyse, gözünün yaşına bakmadan ve ağlayarak.

Bu sarhoşluk nedir usta? “Güzel sevene mahsun kalmak yoktur. Belki ondan” der usta. Belki biz delirdik, bir de yanıp kavrulanlar var, geriye taşımakla yükümlü olduğu bir ceset kalmışlar. Al emanetini, can da gitsin cananına kavuşsun. Can gidip sevdiğine kavuşunca ben ne olurum usta? Ben kimim? Usta der ki; ben kimimden önce gelir ben burdayım, ben burdayım, iki milyon yıldır, iki milyar yıldır, sessizlikten önce. Ben burdayım, güzel sevene mahsun oturmak yaraşmaz. Ormanda tıkır tıkır işleyen bir böceğim, dalgayım, kayayım, savrulup giden eriğim. Daha diri bir soluk var mı söyle bana? Ben burdayım, flaş flaş discovvery chanellll’da… Ve ozon kalkanları üstümüze yağmur kokusu bıraktığında, sevişmekten soluğu kesilenlere… Ölümü geç usta, güzelden söyle bana. Ustayla çırak birbirine karışır der usta. Kitaplardan okunmaz, discovery chanel yayın akışına almaz.

Çırak olmaktan çıkar başlarsın ustanın gönlünü almaya. Güzel kim, delikanlı kim, seven kim sevilen kim? Sevmekle sevilmek ayrı mı sandın? Böcekler, yıldızlar, çanak antenler ayrı mı sandın? Ben burdayım dediğinde benden geriye küllerin kalır. Sen ben kalır mı ateşle gençlikle aşkla arındırılınca? Yanacak tenin ölecek hücren kalmayınca sen ben var mı o zaman? Bu gezegenler, bu kuşlar, bu kalabalık; çıldırmış olmalıyız. Aşktan sonra akıl kalır mı?

Sorular sen soluklan diye. Ne ölüsü? Sevdikçe dirilir dünya. Güzel seven mahsun kalmaz. Bırak ölüyle çirkinle yalnızla benle uğraşmayı. Ben burdayım dediğinde benden geriye güzel kalır. Kalmak neyse, olmak neyse? Acımasız açan bir çiçek gibi, dalgalanınca yağmur kokan özgür bir bayrak gibi. İşte öyle… Böcek kardeş ne yapıyorsun Endonezya’nın ormanlarında? İşte öyle.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>