Bunlar benim ayaklarım, koşuyorlar. Bense şaşkınım, akşam olunca karanlığın böyle yumuşacacık, başımızın üstüne saçılışından. Bir hüzne, sonra bir sevince savrulup duruşumuzdan şaşkınım. İkisi arasında ne fark var, biz seçiyorsak. Kafam karmakarışık, oysa ayaklarım hafiflemiş, koşuyorlar. Belki kaçıyorlar; yılların kederinden, her coşkunun içinde saklı çöküşten, her üzüntünün uzadıkça ölüsü bilinmeyen bir yasa dönüşünden, her şeyin çürüyüşünden, pembe yanaklı bebeğin cesede, yemeğin boka, baharın kışa, kentlerin harabelere, ıslıkla eşlik edilen şarkıların sıkıntıya… çürüyüp gidiyorlar. Başsız ayaklarım kanatlanmış, pudra şekeri serpilir gibi kararıyor sağım solum. Köpekler havlıyor, ağaçlar hışırdıyor, arabalar farlarını gözümün içine tutarak kornalarını çalıyor. Büyük kestane ağacında kargalar hep bir ağızdan…
Yorum BırakYıl: 2008
Keşke bilseydik neden kötü şairlerden böyle nefret ettiğimizi. Bütün keşkeler sahtekarlıktır. Dahası, “keşke” yalandır. O zaman cümleyi yeniden kuralım mı? Bilseydik neden kötü şairlerden böyle nefret ettiğimizi… Evet devamını getirmeli bu cümlenin.
2 YorumÖyle bir vakte geldim, gönlüm tatlı bir sızıdadır. Ağzımdan dökülen her kelime şekere dönecek ve birazdan başıma çok güzel bir şey gelecekmiş hissi. Her şey nasıl da yerini bulur…
Yorum BırakBir sinemanın önünde dururmuşum. “Pan’ın Labirenti” oynuyormuş. Koca İstanbul’da sevgilinle geçecek başka yer, başka zaman bulamamışsın; önümden geçip gitmişsin. Midem sancıyarak oturmuşum sinema koltuğuna ve film oynamış. Labirente düşmüşüm. Meğerse çocuğun gördüğü hep hayalmiş, gerçeğe dayanamıyormuş. Öyleyse hayal kurmak ve inanmak tehlikeliymiş. İşte gerçek apaçık önümdeymiş; yürüyüp gitmişsin. Gözlerim dolu dolu olmuş; o kız çocuğunu ne de güzel anlamışım. Sonra? Sonra birlikte film izlemeye başlamışız. Sonrasını biliyorsun. Hayal kurmak o kadar kötü değilmiş.
Tek YorumNe çok söz söylendi, ne çok kalp kırıldı. Ne çok çiçek açtı, ne çok gün geçti. Ne çok boşluk, ne çok beyhude vakit. Her şeye rağmen iyki sevmişim diyebilmek, iyki sevmişim. Ne güzel aktı ırmak, ne güzel, ferah mavi bir gök oluncaya kadar genişledi göğsüm. Derin bir soluk, rahat ve sessiz. Sarı güneş altında kuşlar uçurduk. Annem, gençliğim, taşıdığım can. Ben bir canım. Tek bir can, tek bir anne, tek bir gençlik, gül kokan. Dört bir yanı sardı gül kokusu ve ben ilk defa aşık olunca anladım büyük bir bütünün küçük bir parçası olduğumu. Kalp hiç onarılmadı. Kırık dökük devam…
Tek YorumEn kötüsü de, hangi şehri terk etsen, terk edecek “bir”in yok…
Tek YorumGidelim buralardan, buralar berbat. Belki bir temiz dayak yemeliyiz kendimize gelmek, nerede olduğumuzu, nasıl kaçıştığımızı anlamak için, gel, gidelim. Zaman dolalı çok olmuş meğer, durduğumuz kabahatmiş, allah belamızı versin. Gidelim, ağzımızı burnumuzu kıracaklar bak yoksa. Gidelim buralardan, buralar hep özel mülk… Polise ihbar ettim bizi, az sonra gelecekler. Sözümü dinle sen gel, bir an önce gidelim, şimdi çıksak, sabaha, berrak bir yeni güneş. Tertemiz, öncesiz, anısız bir aydınlık. Bir bahane daha uydur, anlamaz kimse. Bir oyun daha belki, sessiz film gibi. Bir insan daha getir aklına önce. Yine kendini anlat, yalanı bol öyküler. Gidelim… Buralar bizim gibi, buralar berbat.
Yorum Bırak