İnsanın insana duyduğu temel duygu sevinçli bir sevgidir. Tersinin geçerli olduğu her durum mülkiyetin yarattığı tahribattan ibaret. İdeolojik mi, safça mı, salakça mı, romantik mi, toyluk mu? İtiraf etmesi zor o kadar.
Yorum BırakYıl: 2001
Doğuştan kör bir adamın hayatı boyunca hiç koşmamış olması muhtemeldir.
Yorum BırakÇocuk, bunları sana söyleyip canını sıkacak değilim. Ben de siteye yazarım. Bu top oynadığın boktan tozlu arsa var ya, kırk yıl sonra hatırlıyor olacaksın.
Yorum BırakToza bulanmış sarı bir kancık bu şehir. Bin memesi var. Bin yavruyuz. Çamurlu memelerine saldırıyoruz hırsla. Çığlık çığlığa trenler yırtıyor karanlığı. Bir fahişenin derisini yüzüp kanat biçtiğim gece, uğursuz bir mezarlık kuşu şimdi. Yükseliyor göğünde her kanat vuruşuyla, yükseliyor şehrin üstünde. Bu tren garlarında neleri uğurladın sen, masumiyeti, düşlerini, gençliği. Hızla kirleniyordun, bir şey yapmadın. Biliyordun oysa insan ya uyuyamaz ya böyle günlerce uyur. Hayatı reddettin sen. İntiharın en korkakçasını seçtin, uyudun.Düşlerin bir bir silindi, elinde tutmak için kılını kıpırdatmadın. İşte şimdi burdasın, gülümseyen fotografına bakıp çocukluğunun, avutuyorsun kendini. O çocuğu kendi ellerinle öldürdün. Gözlerini binlerce salak yedi, ağzını burnunu…
Yorum BırakÇüküyle yeni oynamaya başladığı günlerdi. Sürekli pişman olurdu, tanrı onu cezalandıracaktı otuz bir çektiği için. Her defasında söz veriyordu bir daha yapmayacağına. Bir gün tam asılırken sarışın bir kadın girdi odaya. Gözlerine inanamıyordu. Zaten yalnız kendisi görüyordu. Marlyn ismini verdi ona. Marlyn’le sabahlara kadar sevişiyorlardı. İlk öğrendiği, menisinin cehennem ateşini söndürebileceğiydi. Bir gün marlyn fısıldadı kulağına, ıslak bir yere gireceksin. Sonra sıcak bir şey de olacaktı; bunu en son söyledi. Ortadan kayboluverdi sonra. Marlyn’i çok özlüyordu çocuk. O günlerde sarışın bir kız çıktı. Herkes görebiliyordu kızı. İçine girdi çocuk. Marlyn ne anlattıysa aynısıydı. Gülümsedi. Kız kendisine gülümsediğini sandı, gülümsedi o…
Yorum BırakDevlet dedi ki, oğlunu savaşa gönder. İbrahim oğluyla konuştu. Oğlu dedi ki, madem devlet istiyor beni savaşa gönder baba, kılım kıpırdamaz. İbrahim içi kan ağlasa da oğlunu otogara kadar götürdü. Tam davullar zurnalar eşliğinde uğurluyordu ki gökten bir koç indi. İkinizin de imanına inandım, dedi devlet. Artık evlatlarınızı değil hayvanları kesin benim için. İşte böyle böyle oldu. Bana da anlatmak düştü.
Yorum BırakYıldızlı geceler ne hatırlatır sana? Bir gece kumsalda çok içip denize yalvardığını mı? Tanrısızlığı bir sızı gibi hissetmiştin içinde. Yıldızlı bir gece nedir ki? ilkokul çocuğuna ne diyeceğini şaşırmıştın astronot olmak istediğini söylediğinde. Düşler kırılmamalı belki bir vakit, yalan ne o zaman? Yapayalnız bir fahişe insanlara güvenmediğini söylüyor televizyonda, köpek besliyor boğaz manzaralı bir evde. Nasıl bir küskünlüktür bu yıldızlı bir gecede anladın sen. Yıldızlı geceler bir kızın uzun saçlarını anımsatmıyor ne yazık.
Yorum BırakAraba tamircilerinin olduğu semtte en çok seyyar börekçiler ve çocuk işçiler çarpıyor gözünüze. Ufka kadar uzanan bir beton yığınının ortasındayız. Ne bir yeşillik ne geniş bir meydan. Bu çocukların yoksul anne babalarından bir farkı var. Büyüdükleri bir köyleri yok; arasıra kaçacakları bir köyleri yok; akrabalarıyla gelen tereyağları, yumurtaları yok. Bu parçalanmış kadavraya benzeyen şehir, bu çarşı, bu börekçiler var. İlerde zengin olup deniz kenarında tatil yapma düşleri var bir tek. Amerikan hamburgercilerinde yemek yeme düşleri var bir tek. Geride bir köyü yok şimdi fakirlerin. Babaanneler, annanneler ölüyor hızla. Çocuklar büyüyor bir kez olsun saf bal yemeden. Vıcık vıcık yağlı börekler,…
Yorum BırakÇocukluğumda bir kere köye gitmiştim. Toprak testilerle su taşırlardı çeşmeden. Toprak bardaklar vardı. Soğuk ayran koyup içmesi pek bir keyifli oluyordu. Toprak bir fırın vardı. Kapları onun içine koyup pişiriyorlardı yemeklerin çoğunu. Akşam olup dünya hararetini atarken köylü kadınlar geniş avlulara kilimler serip koyu kaçak çaylar içerdi. Hep gülüyorlardı sanki, aklımda öyle kalmış. O tarihlerde kiremit bizim köye ulaşmamıştı. Toprak kerpiç evlerin toprak damları vardı. Baharda gitmiştik köye. Toprak damlarda papatyalar açmıştı. Seyrek bir çim örtüsü de vardı damlarda. Dam yapılırken toprağın içinde neyin tohumu kaldıysa açıyordu bahar gelince. En çok o damlar aklıma gelir, adem topraktan yaratıldı denince. İnsanoğlu,…
Yorum BırakKaranlık bir sinema salonundan çıkmışım. Alnımı ısıtan güneşin çıplak sarı ışığı. Sokağın ortasında gözlerimi kapayıp yüzümü güneşe dönüyorum. İnsanlar yürüyor sağımda solumda. Alnım genişliyor, bir duyarga gibi algılıyor güneşi ve bakışları. Kızıl kısraklar nalları altında dövüyor beynimi. Damarlarım şişiyor, kızarıyor yüzüm. Aralıyorum gözlerimi. Karışıyor ışık ve insan. Beyaza kesiyor dünya. Diniyor gümbürtüsü atların. Körük gibi solukları uzakta. Atlar izliyor uzakta beni. Sonra biri dolu dizgin sürüyor üstüme. Gittikçe yaklaşıyor sesi. En sonunda gelip duruyor önümde. Korktuğumu belli etmiyorum. Hayvanın sıcak nefesi yüzüme çarpıyor. Atlı arkasına attığı cesedi fırlatıyor yere. Çekip gidiyor, bir kıvılcım gibi… Bir an var bir an yok.…
Yorum BırakIslaktı, paslıydı geceler. Kıvrılır uyurdun yanıbaşımda. Okşardım saçlarını. Koklardım ellerini. Uzanır fısıldardım kulağına “ben hiçbir şeye inanmıyorum”. Küçülürdü bedenin, ufacık kalırdın. Alırdım avuçlarımın arasına bakardım yüzüne. Hüzün ne zaman dahil oldu uykuna? Ana rahminden beri böyle mi uyuyorsun sen? Böyle küçük, yalnız, kıvrılmış. Koyar seni paltomun cebine, boş belediye otobüslerinde şehri gezdirirdim. Düşürmekten, incitmekten korkarak kaçamak bakışlar atardım sana. Uyurken yüzü güzelleşen insanlardandın. Çığlıklar duyar, cehennem zebanilerini izlerdim camdan. Camda kendi yüzümün yansımasına bakardım. Yalnız insanlar sokağından geçer, ölüm vadisinin önünde bırakırdı otobüs. Bakakalırdım çaresizliğime, milyonlarca anlamsız hayat. Fısıldardım kulağına “ben hiçbir şeye inanmıyorum”. Uykunda bile devam etmeye utanır söyleyemezdim.…
Yorum BırakPantolonunun dizleri aşınıyor diye yasaklamış annesi bilye oynamayı. Her gün bodruma saklayıp rengarenk bilyeleri, öyle giriyor eve. Yüzünde gururlu bir ifade, gittikçe artıyor bilyeleri. Yüzünde muzip bir gülücük. Aşık olunca çocuklaşıyorum. O bilyeler yeniden parlıyor gözlerimde. İnsanlara bakıp gülümsüyorum, atlattım sizi. Tüm dünyanın kıçına bir tekme atmış gibi hissediyorum kendimi. Siz yasaklasanız da ben aşındırıyorum işte dizlerimi. Yeniden çalıyor Elvis karanlık odamda. Annemin yüzüne bakıp salak salak gülümsüyorum. Bodruma bir kız sakladım.
Yorum BırakBedeniniz ne ifade eder size? Sevişmeye yarar, bir yerden bir yere taşır, çalışırsınız para kazandırır, karşılığında tuvalete gitmenizi su içmenizi talep eder. Saçlarını uzatan oğlana ailesi genelde karışır. İdeal kocaya sunulan bekaret verimli bir yatırımdır aynı zamanda. Bir insan ölünce organlarını almak için ailesinden izin istenir. Birileri yaşamak için o organları beklemektedir ama aileye sorulmak zorundadır. Ölünce bedenimiz akrabalarımızın olur. Miras kalan iki dönüm tarla gibi. Bedenimiz nedir? Bir zevk aleti mi? Bir iş makinası mı? Öyle veya böyle bir mülk gibi algıladığımız kesin. Bize ait ve bizden ayrık bir şey gibi. Ağır hastalıklarda yıkılır bu algı.
Yorum Bırakİlan panolarına aşk ilanı yazdırıyorlar ya, bu bir saldırı aslında. Mümkün olduğunca gösterişli, pahalı, büyük, fazla insana seslenebilme amacı güdüyor. Bu bir iktidar oyunu, boyunduruk altına alma tavrı. Bayrak törenlerini hatırlatıyor. Hani biz dünyanın en büyük bayrağını dokumuştuk da yunanlılar da daha büyügünü yapmışlardı. Bir tabur erkek kaskatı hazırolda beklerken, borazanlar çalar davullar gürülder ve bayrak yükselir. Gittikçe yükselir, dorukta dalgalanır, törene katılan erkekler gururludur. Bu bir ereksiyon gösterisidir. Düşmanı düzecek olan yiğitlerin sembolik ereksiyonudur göndere bayrak çekme. Panolarda ilan-ı aşk banal falan değil düpedüz tecavüz girişimi.
Yorum BırakBir senin yokluğun eksikti bozkır ayazında. Dön artık suç işlediğin yere.
Yorum Bırak
