İçeriğe geç →

Ay: Eylül 2007

İNSAN YILDAN YILA ÜSTÜNE KAT ÇIKILAN BİR BİNA DEĞİLDİR

Kalbinin ortasında bir nokta düşün. Anneye çocuğu, çocuğa anneyi sevdiren. Alleme-i cihan gelse bilemez. O en büyüğü Freud efendi binlerce yıl düşündü de dedi ki, anneyle ilişkili bu işler. Hey Freud efendi, yanlış anlama büyüksün, çocuğa anneyi, anneye çocuğu sevdiren ne? Bütün olup biteni anlatsan. Neden sevdim ilk aşkımı? Neden sevdim kendimi? Nerden çıktı bütün bunlar sormadın mı? Neden sevdim diye merak etmez mi insan? Türün devamı için sevgiye ne gerek var? Hayatta kalmak için sevgiye ne gerek var? Bunu görünce o yorgun bilge kafayı yemedi mi, Nietzsche. Daha cesur, talihsiz ve mert Nietzsche. Ayaklarına zincir gibi vurulmuştur avrupa, dans…

Yorum Bırak

SONRA YIRTILARAK ÇEPERİ, HER ŞEY KAVUŞUYOR

Sonra yırtılarak çeperi, herşey kavuşuyor, ancak hiçbir şey olunca. Bunu sevmiyor Dönüp duruyor, duracak bir yerde, besbelli. Duruyor. Müziğe kendini bırakmış, alnında şakır şakır ter, devrilmek üzere. Gözleri aralandığında, kendine hapsoluyor. Bir dahaki sefere Bir dahaki sefere. Zıplıyor Yakalıyor Ciğerinde kemiğinde iliğinde. Bununla ne yapacak? Hiçbir fikri yok. Fikirsiz akılsız ve deli ve genç, kullanılmamış daha. Güçlü. At gibi, hayvan gibi. Döller, su verilir çeliğe, kılıç ve çeviktir hala. Kız gibi güzel. Sessiz  kalmasa herkes duyar ve severdi. Çakılır ve yenilirsin, işte ol hikaye.

Yorum Bırak

BAHAR GERÇEK BİR DEVRİMDİR

Toprağa yakın durmak gerek. Herkes biliyor galiba bunu. İçten içe seziyor yahut. Karıncalar, ekin, serin sabahta toprak kokusu, hayvanların… Kendi inşa ettiğin evde yaşamak. Soğuk, kıtlık, kuraklık, fareler, kurtlar… Evet bunlar da var. Ne hüzünlü insanın öyküsü, tarla için birbirini vuran kardeşlerin acısı. Yine de yalansızdır toprak, “mış” gibi yapmaz. Ve o bahçenin toprağını ışıkla işleyip zeytine, şeftaliye, limona çeviren mercimek iriliğinde tohumlar. Yan yana ekilip aynı toprağa, iki karbon atomunu farklı açıyla bağlayan, çınar ve incir ağacına farklılaşan o garip, toparlak kabuklular. Yazılım bilgisi ve tohum. Ve ne yaparsak yapalım özleriz toprağı, o köy denen hayatı. Ne yaparsak yapalım…

Yorum Bırak

Doğrusu

yalana gelince, yalan yoktur ki… ve bu içimizi rahatlatmaya yetmez.

Yorum Bırak

CANIM YANDI KÜÇÜK KUŞ

Canım yandı küçük kuş, dala konup öyle güzel baktın bana. Adını bilmiyorum, türünü bilmiyorum. Kırmızı bir gagan var. Serçe kadarsın. Tüy gibi hafif, küçük yuvarlak gözlerin var nemli. Bana bakıp öttün, sonra havalanıp geri kondun dala. Hala bana bakıyordun ve ben bütün gerçeklerin tek bir gerçek hakkında olduğunu düşünmeye başlamıştım bile. Tek bir gerçek olduğunu… Böyle bir gerçeği düşünmek tehlikelidir.

Tek Yorum

Işık

Öyle incelmişsin, öyle güzel. Her şeyin birbirine selam verdiği bir yerdeymişiz. Işık, her yanın ışıkla bezeli. Sonra selama durmuşuz, vefa ve saygıyla. Öyle güzelmişsin. Her şeyin üstüne ışık dökülüyormuş.

Yorum Bırak

İZMARİT GÜNLÜĞÜ – 3

This entry is 3'nin 3. kısmı in the series İzmarit Günlüğü

Doğum denen olayın abartıldığını düşünürüm. Hep kutsanmaya çalışılır. Oysa dışkı, sidik, kıl, her türlü vücut sıvısı, kötü kokular, yırtılan vajinalar, çığlıklar ve gerilen sinirler, kötü bir şey olmasın diye edilen dualardır olan biten. Bir kadının vücuduna kordonla asalak gibi tutunmuş bir canlının kopmasıdır. Etin kopmasıdır etten. Parazit yaşam tutunduğu konaktan sökülür. Israrla kutsallaştırmaya çalışırlar. Belki yaşama tutunma çabası etkileyicidir o kadar. Asıl doğum, annenin yüzünü ayırdettiğinde olur. Anne yüzü. 2 aylıkken artık tanımaya başlarsın. Annenin yüzü dünyadır, insandır, hayattır, sensindir. Annenin yüzü senin senle olan ilişkindir. Yer yüzünün en berrak aynasıdır sana tutulmuş. Hep üzgün baktığını farkedersin bir vakit sonra.…

Yorum Bırak

İZMARİT GÜNLÜĞÜ – 2

This entry is 3'nin 2. kısmı in the series İzmarit Günlüğü

Gece karanlık bir sokakta yalnız başına yürüdüğünü düşün. Arkandan gelen ayak seslerinin seni takip etmemesi için tanrıya dua ediyorsun. Kimse yok etrafta ve ses yaklaşmakta. Derin soluklarla sana doğru geliyor. Başını çevirip bakınca sessizliğini bozup kükrüyor, karşında 150 kilo ağırlığında bir aslan. Nefesinde ceset kokusu. Kulaklarını kısmış, gözleri çekik. Etrafında dönüyor şimdi ve sen soluğunun buharlaştığı bu soğuk gecede gözlerinin içine bakıyorsun onun. O senin arzundur. Uzun paltondan sıyırdığın kamçıyı kaldırımda şaklatıyorsun. Hayvan dişlerini iyice gösteriyor. Arzun senden ayrılıyor, önceden sen o istektin, şimdi sana ait bile değil. Aslan kükredikçe kamçıyı daha sert vuruyorsun yere. Çok geçmeden sinip kalıyor köşeye.…

Yorum Bırak