Yak at. Yak at. Ömür dediğin ez bırak. Ve öyle boştur içi. O kadar inançsızdır öğretmenleriniz her şeye. Bırakmanın en iyi yolu başlamamak derler. Hepsi ağır çekim bir intihardan ibaret. Öğretmenler, çocuklar, sevgililer, anne babalar öldürüyor kendini yavaş yavaş. Saklayarak bu isteklerini sevdiklerinden, öldürüyorlar kendilerini. Çünkü biliyoruz hepimiz, o kadar güzel değildir hayat. Beklediğimiz gibi çıkmamıştır ve bunu birbirimize itiraf etmekten hoşlanmayız. Ve biraz da bizim ve herkesin suçudur bu. Bizim ayıbımızdır yani. Başlarsın, iradedir. Vazgeçer bırakırsın, intihar kararından geriye… Sigara bu hayatta sevdiğim bir iki şeyden biri oldu galiba. Ondan vaz geçişimi anlatmak isterim. Yani ilgilenirseniz, sizi veya kendimi…
Yorum BırakAy: Ağustos 2007
Korkusuz bir ağaç gibi gövdeni doğrult öyleyse, toprağı yumruklayarak… Neye benzemeli insan?
Tek YorumDuru bir su düşün. Ne kadar berraksa aktığını o ölçüde gizleyen. Hiç bir şey gizlemeyen daha doğrusu, aktığı farkedilmeyen. Sevgi en çok o suya benziyor galiba. Başı, sonu, dibi bilinmeyen, arındıkça. O ırmak saydam akar, sen bakınca kör olursun. Her şeyi gören bir kör.
Tek YorumHer sabah beni uyandırdığı haşmetli zil sesinin ardından mekanik, sevimsiz bir kadın sesiyle “good morning” diyen bir çalar saat almıştım. Alırken bu “cabası”ndan haberdar değildim. Başlarda “good morning”den kurtulmanın yollarını aradım. Bir düğme, bir tırnak, bir ayar noktası. Bulamadım. Şu ana kadar edindiklerim arasında en güçlü zil sesine sahip çalar saat olduğundan, bozarım korkusuyla daha fazla kurcalamaya da cesaret edemedim. Bir hafta önce “good morning”özelliği kendi kendini feshetti. Başlardaki tavrıma bozulmuş olacak ki, “kısmen” bozdu kendini saat. Şimdi yalnızca dövercesine çalan zil sesiyle uyanıyorum. Onu çok özlüyorum.
Yorum BırakÇiçek açtı ağaç, gerçekten açtı. Çiçek koktu, gerçekten çoktu. Yaz geldi, hava sıcaktı, gerçekten kavruk. Yapraklarla bezendi, gerçekten yeşil. Koyuydu gölgesi gerçekten. Karıncanın işi çoktu gerçekten. Kuş da onu yemeliydi, hakkıydı. O gerçekten ağaçtı, biz yalandan insandık. Siz yalandan söylediniz, yalandan dinlediniz. Sabahtan akşama yalan bültenler okunuyor ekranlardan, yalandan göz yaşları dökülüyor. Her özgürlük narası sizi biraz daha köleleştirmek içindi. Doğruyu bulamıyorsunuz artık. Herkes bir yol tutturmuş oluyor nasılsa. Yalansınız. Bir ülkemiz olmadı hiç. Yaşadığımız yalandı. Hiç birimiz gözümüzün önünü göremiyoruz artık. Küçük şeylerden mutlu olma. Çünkü küçük bir şey yok galiba. Şükür vardı. İnsanlar daha az kibirliyken şükrederlerdi. Şimdi…
Yorum Bırak