Bas gaza Yazılsın çocukluk düşleri Özgürlük şarkısı Kurulsun saatler yeni baştan Rüzgarda savrulsun mekanın saçları Dikiz aynasında hatıralar Bas gaza Hızla bitsin bu şiir
Yorum BırakAy: Mayıs 2001
Bu yıl kuraklık olur mu? Gelecek yıl? Çekirge sürüleri yağmaladı tarlaları aç, susuz, hasta hayvanlar kutsal kitapların gazabı çöktü üstümüze sandığa oy atan elle yağmur duasına çıkan el ne kadar benziyor birbirine
Yorum Bırakkel kafalı oğlanların gülümseyen yüzlerini fotoğraflayan el ele üniversiteli sevgililer ve kaşarlanmış solcular defolun bok kokulu geceleri ürktüğünüz mahallelerden siyah beyaz fotoğraflarınızı da birlikte götürün ne açlığın estetiği vardır ne yoksullar mutlu Yoksul mahallelerde çocuk fotoğrafı çekecekseniz dikkat edin, yanınızda siyah beyaz film olsun. Gerçek renklidir çünkü. Ve kimse gerçeği görmek istemez. Tatillere çıkın. Yol kenerında gözleme yapan kadının fotoğrafını çekin. Arkadaşlarınıza gösterirsiniz sonra. Bak kaçırmadım. Herşeye rağmen henüz kirlenmemiş insanları yol kenarlarında, dağda, köyde, gece konduda arayıp bulun. Sizin olmayan masumiyeti sahipleniverin. Yalnız fotoğrafta mı var bu sömürü? Şiirde de var, sinemada da. Bu siteyi okuyanların her biri şiir…
Yorum BırakAyrı düştük Düştük aşka
Yorum BırakYağmur güzeldi. Kaçıp sığındık bir ağacın altına. Yaprakları korudu bizi. Kestane ağacı güzeldi. Yaprakları iri bir adamın çocuğunu şevkatle okşayan elleri. Bir kedi geldi yanımıza. Yeşil. Yeşil kedi olur mu? Yeşildi, çağla yeşili. Önce sırnaştı sonra hapşırdı. Yeşil kediler baharda hapşırır.
Yorum BırakKocasının cenazesini anlatıyordu yaşlı kadın: “Bütün uzun çarşı hayran kaldı” Uzun çarşı küçük bir kasabanın kısa bir sokağıdır. Esnafın toplandığı yer. Kocası kırk yıl boyunca burda dükkan işletmiş bir esnaftı. Uzun çarşı esnafının düşüncesi kadın için ne kadar önemli olmalıydı ki ölüm karşısında bile bir rahatlama vesilesi olabiliyordu. Hayatı boyunca kimler konuştu bu kadının vicdanında? Akrabaları, komşuları, bir yığın insan. Gün gelir bir “ulular meclisi” kurulur içimizde. Yaptıklarımızdan yargılar bizi. Eşiyle geçirdiği koca bir hayatın hesapları dökülüverir. Hepimizin içinde bir ulular meclisi vardır. Katılımcılar değişir. Lise aşkın, baban, bir arkadaş. Gün gelir içinde toplanırlar. Göz göze gelmekten korkarsın. Televizyona çıkarılan…
Yorum BırakBiten ve başlayan aşklar… Fotoğraf negatifinin yan yana iki karesi, telefon faturası ayrıntısının yan yana iki satırı.
Yorum BırakYağmuru anlatabilirim sana. Yağmur üstüne şiirler yazabilirim. Bir damla olup ıslatmaz saçlarını. Rüzgardan bahsetsem ne çıkar, serinletmez seni. Bir sulama borusundan sızan su. Yer altına inip fışkırıyor yüzeye. Buharlaşıp bulut oluyor. Sulanacak tarlaya yağmur olup düşüyor. Başakları ıslatan yağmuru severim en çok. Fakat sana bir sır vereyim. Sulama sistemleri olmasa o çok sevdiğin kediler bile açlıktan ölürdü. Yağmur bir ülkeyi beslemeye yetmez. Yeraltı suları? Onlar hayal kurmak için. Yemekten sonra.
Yorum BırakGöçebe tatar ve türkmenlerden kurulurdu “baldırı çıplaklar birliği”. Çoğu zaman üstlerini örtecek iki parça giysileri dahi olmazmış baldırı çıplakların. Savaşta öldürdükleri düşmanın silahları, elbiseleri onların olur; fethedilen kentten ganimet ve evlenecek bir de kâfir kadın verilir. Avrupalı ordular en önde zırhlı askerler bulundururmuş. Bizimkiler ilk önce baldırı çıplakları yollar. Silahsız, zırhsız, tüy gibi hafif adamlar. Zırhlı askerler onlarla uğraşırken yorulur. Yeterince yorulduklarına karar verilince gerçek askerler meydana sürülür. Bu silahsız birlikler şovalyeler tarafından doğrandıklarını farkedince geriye kaçarmış hep. Bunun için hazır bekleyen osmanlı okçuları kendi askerlerini oka tutmaya başlar, baldırı çıplaklar geri dönerlerse yaşam umudu olmadığını farkeder, bir umut geri…
Yorum BırakÖlü tazının bedenini kaplayan kurtçuklar Yavruları asılıyor memelere süt için Leş kokusu siniyor bedenime Bir dışkı yığını İçimde sineklerin uçuştuğunu duyuyorum. Ağzımı açıyorum İçinde uğulduyor sinekler Bokla doldurulmuş olduğum anlaşılmasın Susuyorum Bir av malzemeleri dükkanında, doldurulmuş baykuş Toz ve küf kokmayı bir de çocukları korkutmayı bilirsin Sen öt şimdi, dursun zamanın sarkacı Dondurulmuş bir gece vakti gibi doldurulmuş ay ışığı gibi ölü zamanlardan sıyrılıp gelen ormanın zehirli meyveleri Yaklaşma sakın Fısıltılar, beyninin içine yürüyen kocaman yalımlı gözlerden. Av eşyaları satan dükkanın yaşlı ölüsü! Hayat akar anlaman için Çabalamadan sadece bırak kendini ırmağın akıntısına Ve kara dallar ve vurulmuş bir patika…
Yorum BırakYıllar sonra senden geriye ne kaldı bana? Bir sızı hepsi. Bir sızı aşk mıdır? Bilmiyorum. Aslında senin hakkında ne düşüneceğimi hiç bilemiyorum. Kirpiklerinde sakladığın hüzne vurulduğum kız. Uzun sarışın bedenin o günden sonra aylarca aklımdan çıkmadı. Kasıklarımda ürpermelerle uyandım gecelerce. Yastıkları dişledim. Şehvet ve gurur o yaşta bir çocuğun kaldıramayacağı kadar yoğundu beynimde. Senden sonra önüme gelenle de yattım. Sen benim her şeyimi o gün alıp gittin, tek bir soruda. Sınıfta bir siz bir de biz vardık. Siz şehrin en zengin mahallesinin en başarılı ilkokulundandınız. Biz nasıl olmuşsa kazanıp andolu lisesine gelmiş olanlar. Okulun ilk gününden itibaren ayrı birer gruptuk.…
Yorum BırakBir çocuğun gülümseyen yüzü. Dalıp gitmiş. Bir kültür merkezinin açılışına denk gelince içeri girdim. Öyle ışıltılıydı sokaktan gelen geçen ne oluyor diyip içeri giriyordu. Kapıdan girince tam ortaya yerleştirilmiş bir oda müziği orkestrası melodik, neşeli bir şey çalıyordu. İşte orada küçük bir kız çocuğu elinde selpakları dalıp gitmişti keman çalan kıza. Kemana mı bakıyordu, uzun sarı saçlarına mı bilemiyorum. Sanki bir düş görüyordu. Öyle hiç kıpırdamadan, yüzünde bir gülümseme. İçim burkuldu. Hiç bir zaman keman çalamayacağını düşündüm. Yoksul ve kadın olacaktı gelecekte. Memeleri diri, kalçaları sıkı, boyu yeterince uzun olursa bir gün belki televolede çıkardı. Ya da zengin bir koca…
Yorum Bırak
