İçeriğe geç →

Ay: Mart 2001

DEVLET DEDİ Kİ

Devlet dedi ki, oğlunu savaşa gönder. İbrahim oğluyla konuştu. Oğlu dedi ki, madem devlet istiyor beni savaşa gönder baba, kılım kıpırdamaz. İbrahim içi kan ağlasa da oğlunu otogara kadar götürdü. Tam davullar zurnalar eşliğinde uğurluyordu ki gökten bir koç indi. İkinizin de imanına inandım, dedi devlet. Artık evlatlarınızı değil hayvanları kesin benim için. İşte böyle böyle oldu. Bana da anlatmak düştü.

Yorum Bırak

YILDIZLI GECELER NE HATIRLATIR SANA?

Yıldızlı geceler ne hatırlatır sana? Bir gece kumsalda çok içip denize yalvardığını mı? Tanrısızlığı bir sızı gibi hissetmiştin içinde. Yıldızlı bir gece nedir ki? ilkokul çocuğuna ne diyeceğini şaşırmıştın astronot olmak istediğini söylediğinde. Düşler kırılmamalı belki bir vakit, yalan ne o zaman? Yapayalnız bir fahişe insanlara güvenmediğini söylüyor televizyonda, köpek besliyor boğaz manzaralı bir evde. Nasıl bir küskünlüktür bu yıldızlı bir gecede anladın sen. Yıldızlı geceler bir kızın uzun saçlarını anımsatmıyor ne yazık.

Yorum Bırak

ŞİMDİ DOĞA POLİTİK BİR ARENADIR

Araba tamircilerinin olduğu semtte en çok seyyar börekçiler ve çocuk işçiler çarpıyor gözünüze. Ufka kadar uzanan bir beton yığınının ortasındayız. Ne bir yeşillik ne geniş bir meydan. Bu çocukların yoksul anne babalarından bir farkı var. Büyüdükleri bir köyleri yok; arasıra kaçacakları bir köyleri yok; akrabalarıyla gelen tereyağları, yumurtaları yok. Bu parçalanmış kadavraya benzeyen şehir, bu çarşı, bu börekçiler var. İlerde zengin olup deniz kenarında tatil yapma düşleri var bir tek. Amerikan hamburgercilerinde yemek yeme düşleri var bir tek. Geride bir köyü yok şimdi fakirlerin. Babaanneler, annanneler ölüyor hızla. Çocuklar büyüyor bir kez olsun saf bal yemeden. Vıcık vıcık yağlı börekler,…

Yorum Bırak

KERPİÇ EVLERİN TOPRAK DAMLARI

Çocukluğumda bir kere köye gitmiştim. Toprak testilerle su taşırlardı çeşmeden. Toprak bardaklar vardı. Soğuk ayran koyup içmesi pek bir keyifli oluyordu. Toprak bir fırın vardı. Kapları onun içine koyup pişiriyorlardı yemeklerin çoğunu. Akşam olup dünya hararetini atarken köylü kadınlar geniş avlulara kilimler serip koyu kaçak çaylar içerdi. Hep gülüyorlardı sanki, aklımda öyle kalmış. O tarihlerde kiremit bizim köye ulaşmamıştı. Toprak kerpiç evlerin toprak damları vardı. Baharda gitmiştik köye. Toprak damlarda papatyalar açmıştı. Seyrek bir çim örtüsü de vardı damlarda. Dam yapılırken toprağın içinde neyin tohumu kaldıysa açıyordu bahar gelince. En çok o damlar aklıma gelir, adem topraktan yaratıldı denince. İnsanoğlu,…

Yorum Bırak

AĞIT YAKMAK

Karanlık bir sinema salonundan çıkmışım. Alnımı ısıtan güneşin çıplak sarı ışığı. Sokağın ortasında gözlerimi kapayıp yüzümü güneşe dönüyorum. İnsanlar yürüyor sağımda solumda. Alnım genişliyor, bir duyarga gibi algılıyor güneşi ve bakışları. Kızıl kısraklar nalları altında dövüyor beynimi. Damarlarım şişiyor, kızarıyor yüzüm. Aralıyorum gözlerimi. Karışıyor ışık ve insan. Beyaza kesiyor dünya. Diniyor gümbürtüsü atların. Körük gibi solukları uzakta. Atlar izliyor uzakta beni. Sonra biri dolu dizgin sürüyor üstüme. Gittikçe yaklaşıyor sesi. En sonunda gelip duruyor önümde. Korktuğumu belli etmiyorum. Hayvanın sıcak nefesi yüzüme çarpıyor. Atlı arkasına attığı cesedi fırlatıyor yere. Çekip gidiyor, bir kıvılcım gibi… Bir an var bir an yok.…

Yorum Bırak

HÜZÜN NE ZAMAN DAHİL OLDU UYKUNA?

Islaktı, paslıydı geceler. Kıvrılır uyurdun yanıbaşımda. Okşardım saçlarını. Koklardım ellerini. Uzanır fısıldardım kulağına “ben hiçbir şeye inanmıyorum”. Küçülürdü bedenin, ufacık kalırdın. Alırdım avuçlarımın arasına bakardım yüzüne. Hüzün ne zaman dahil oldu uykuna? Ana rahminden beri böyle mi uyuyorsun sen? Böyle küçük, yalnız, kıvrılmış. Koyar seni paltomun cebine, boş belediye otobüslerinde şehri gezdirirdim. Düşürmekten, incitmekten korkarak kaçamak bakışlar atardım sana. Uyurken yüzü güzelleşen insanlardandın. Çığlıklar duyar, cehennem zebanilerini izlerdim camdan. Camda kendi yüzümün yansımasına bakardım. Yalnız insanlar sokağından geçer, ölüm vadisinin önünde bırakırdı otobüs. Bakakalırdım çaresizliğime, milyonlarca anlamsız hayat. Fısıldardım kulağına “ben hiçbir şeye inanmıyorum”. Uykunda bile devam etmeye utanır söyleyemezdim.…

Yorum Bırak

AŞIK OLUNCA ÇOCUKLAŞIYORUM

Pantolonunun dizleri aşınıyor diye yasaklamış annesi bilye oynamayı. Her gün bodruma saklayıp rengarenk bilyeleri, öyle giriyor eve. Yüzünde gururlu bir ifade, gittikçe artıyor bilyeleri. Yüzünde muzip bir gülücük. Aşık olunca çocuklaşıyorum. O bilyeler yeniden parlıyor gözlerimde. İnsanlara bakıp gülümsüyorum, atlattım sizi. Tüm dünyanın kıçına bir tekme atmış gibi hissediyorum kendimi. Siz yasaklasanız da ben aşındırıyorum işte dizlerimi. Yeniden çalıyor Elvis karanlık odamda. Annemin yüzüne bakıp salak salak gülümsüyorum. Bodruma bir kız sakladım.

Yorum Bırak

BEDENİNİZ NE İFADE EDER SİZE?

Bedeniniz ne ifade eder size? Sevişmeye yarar, bir yerden bir yere taşır, çalışırsınız para kazandırır, karşılığında tuvalete gitmenizi su içmenizi talep eder. Saçlarını uzatan oğlana ailesi genelde karışır. İdeal kocaya sunulan bekaret verimli bir yatırımdır aynı zamanda. Bir insan ölünce organlarını almak için ailesinden izin istenir. Birileri yaşamak için o organları beklemektedir ama aileye sorulmak zorundadır. Ölünce bedenimiz akrabalarımızın olur. Miras kalan iki dönüm tarla gibi. Bedenimiz nedir? Bir zevk aleti mi? Bir iş makinası mı? Öyle veya böyle bir mülk gibi algıladığımız kesin. Bize ait ve bizden ayrık bir şey gibi. Ağır hastalıklarda yıkılır bu algı.

Yorum Bırak

İLAN PANOLARINA AŞK İLANI YAZDIRIYORLAR YA, BU BİR SALDIRI ASLINDA

İlan panolarına aşk ilanı yazdırıyorlar ya, bu bir saldırı aslında. Mümkün olduğunca gösterişli, pahalı, büyük, fazla insana seslenebilme amacı güdüyor. Bu bir iktidar oyunu, boyunduruk altına alma tavrı. Bayrak törenlerini hatırlatıyor. Hani biz dünyanın en büyük bayrağını dokumuştuk da yunanlılar da daha büyügünü yapmışlardı. Bir tabur erkek kaskatı hazırolda beklerken, borazanlar çalar davullar gürülder ve bayrak yükselir. Gittikçe yükselir, dorukta dalgalanır, törene katılan erkekler gururludur. Bu bir ereksiyon gösterisidir. Düşmanı düzecek olan yiğitlerin sembolik ereksiyonudur göndere bayrak çekme. Panolarda ilan-ı aşk banal falan değil düpedüz tecavüz girişimi.

Yorum Bırak

SUİKAST

Bir senin yokluğun eksikti bozkır ayazında. Dön artık suç işlediğin yere.

Yorum Bırak

NEDEN AŞTIK BİZ BEKARETİ?

Önce o kadar önemliydi ki tarlada çalışacak çocuk doğurmak ve o kadar zordu doğanın hayatta kalması. Cenneti anaların ayakları altına serdik. Damızlık kutsal ineklerimizdi bizim. Sonra sanayi icad olundu. Fabrikada çalışacak insan gerekti. Kadınlar orada hazır duruyordu ucuz ve ayak işleri için biçilmiş kaftan. Disipline sokulması gerekti bu cıvık varlığın. Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk dönem uygar kadınları türedi. Kısa saçlı, takım elbise de giydi bunlar. Resimlerini görmüşsünüzdür çalışan çağdaş Türk kadınının. Çoğumuzun böyle ögretmenleri de olmuştur. Bütün insanlık üretim birimine dönmüştü bir kez. Her şey pratik olmalıydı. Elbiselere işlenen nakışlar uçup gitti. Etekler kaldırıldı. Kazaklı, kotlu bir sürü kız saldılar sokağa.…

Yorum Bırak

SENİ ÖPMEK

uzun zaman oldu ne yıldız oldum geceye düştüm ne rüzgar oldum mevsimler uğurladım uzun zaman oldu sana yüzüm sürmedim çaldım tanrılardan ateşi yaktım saçlarında aklımı kırdım kilidini bütün lisanların bir aşk çıktı bir de yalan niye kızıldır bazı kızların saçları yahut kırgındır büyüdüğünde her insan yaktım saçlarında aklımı unuttum çirkin çocuklar her şeyi erken kavrar bak nasıl olgun öğretmen çocukları büyümek dedim ya büyümek yenilmektir biraz buğulu camlara yazılmış hayallerin otobüs garlarında unutulmasıdır ve seni öpmek kötü şairler, yenik asilerle mutlu bir kucaklaşmadır büyümektir

Yorum Bırak

LOVE ME DO

Baharda kur yapmak için vıraklayan kurbağalar, yahut Beatles.

Yorum Bırak