Skip to content →

UZAYDA İKİNCİ GÜN

Milyarlarca yıldızın arasında, öyle bir köşede, yapayalnız, sessiz, defalarca, dön bakalım. Her yeri kaplayan o büyük sessizlik, çığlık atsan, sessizlik, kulak kabartsan sessizlik, aldırmasan sessizlik. Duymayan, konuşmayan uzay. Her şeyden önce çaresizlik. İnsanın derdi bu büyük sessizlik. Ezen, ağlatan. Onca bina, onca savaş, seven, sevilen, çiçekler, hamam böcekleri. Dönüp duruyor. Yanıt yok. yarın ölüp gideceğini bilip nasıl olur da çalışabilirsin, aşık olabilirsin? Bir hoş sada mı? Hadi ordan. Sessizliğin içinde bu akış mide bulandırır. Bir türlü denize ulaşamayan bu insanlık. Dinmeyen akış. Zıplayıp duran bir şaman yahut namaz kılan adam. Sessizlik. Sımsıkı kapanmış dudaklar.

Dönüş devam ediyor, boşuna. Boşuna. Her şeyi beyhude kılarak. Hareket halinde ama yer değiştirmeden. Gözünü kapatıp bekliyor, açınca dönen bir dünya. Kocaman yalnızlık. Ne çok laf kalabalığı… Evrenle bütünleşmeler, ölümden sonra zaten bilmemeler, yuvarlak laflar, göreceli inançlar. Yanıt: sessizlik. Öyle mi yaşamalı, böyle mi? Denizine dökülemeyen bu ırmak acı çekiyor. Gerisi yalan. Acı içinde didinme, acı içinde ölüm, acı içinde aşk, acı içinde yaşam. Kurduğun uygarlıkların yıkık taşlarını bile zor bulursun da antika diye para eder.

Sen öldükten beş milyar yıl sonra kopsa ne beş gün sonra kopsa ne? Kıyamet her an kopuyor. Dönüyor mavi küre pırıldayan zümrüt galaksiler ortasında. Yalnız olanın söze, yalana, ahlaka ihtiyaç duymaması. Olması. Sessizlik. Yalvaran çığlıklara yanıt verilmiyor, övgülere karşı memnuniyet belirtisi yok ve saydam bir perde, ölüm ki ardı görünmüyor.

Denge diyor genç adam kendine. Denge. Kaçırdın ipin ucunu. Bir gün önceki coşku ne çabuk tükendi? Dünyayla yetinmek, doğup üreyip ölmek, ne zaman boş gelse sana bu kriz patlamıyor mu? Önce coşku, ardından ıstırap. Denge bozuldu işte. Budistlerin o birbirine geçmiş siyah beyaz kurbağa larvalarına benzeyen işareti. Denge. Neyi tanısa, kime yaklaşsa siyahla beyaz griye dönüşmedi mi? O zaman gri bir çember aslolan. Siyahla beyaz kendi içindeki parçalanmadan ibaret, içindeki bozuk aynaların kırılması. Duruyor burda ve siyahla beyaz kendi uydurmasıysa grinin olamayacağını düşünüyor. Renk falan yok ortada o zaman. Saydam. Saydam ve şekilsiz.

Parçalamayan dengeden bahseder mi, ayırmadan denge ihtiyacı doğar mı? Denge bir telafi ve özür. Budist rahiplerin yaşam boyu didinip durması. Parçaları topladıkça dağılan ve çileye dönüşen hayat. Daha az kırıp dökmek için kendini geri çekmek. Denge mi, denge menge yok. Parçalara ayıran insan var yalnızca. Dünyayı siyah ve beyaza ayırmanın temel makinası, ahlak. Bu ahlakla uzaktan yakından ilgisi olmayan galaksilere bakıyor artık, dünyaya sırtını dönmüş.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>