Skip to content →

Uluslararası Uzay İstasyonu

Muhsin geçmekte olan günlerinin büyük çoğunluğunda olduğu gibi sabah aceleyle ağzına attığı birkaç lokma ekmek ve peynirin ardından balkonda ilk sigarasını yakmış, sonra da yine çay yapmaya üşenmesine içerlemişti. “Bi çay yapaydım iyiydi” diye geçirdi aklından. Sigaranın ağzında bıraktığı tadın suyla gitmeyeceğini bildiği halde bir bardak da su almıştı yanına. Suyu içince, çay meselesini yeniden düşünüp suratını ekşitti. “Bi çay olaydı”. Soğuk kış esintisinin getirdiği toz zerrelerinden biri gözüne kaçınca sevindi. Kısa süreliğine de olsa bir iş bulmuştu kendine. Gözünü ağır hareketlerle bir süre ovaladıysa da gözünü kırpınca toz tanesini hala hissedebiliyordu.

Yarıladığı sigarasını küllüğe bırakıp banyoya gitti. Ayna karşısında göz kapaklarını kaldırıp parmağıyla iç kısımlarını silmeye çalışıyor, arada bir de tuvalet kağıdıyla akan göz yaşını kuruluyordu. Tatlı, naif bir sevinçle, banyoda yarım saat kadar geçirdi. Yıkamayı denedi, kulak pamuğuyla alt göz kapağının içine ulaşmaya çalıştı, türlü açılarla oğuşturdu ama o toz zerresinden kurtulmayı başaramadı. Vazgeçip, o toz tanesi sanki yokmuş gibi davranmaya karar vermeden hemen önce, ellerini lavaboya koyup aynada kanlanmış sağ gözüne bakarken, “ah” dedi “şimdi biri olsaydı da üfleseydi, çıkardı belki”. Kendi gözüne üfleyememesi kısa süreliğine de olsa içine dert oldu. Bir iç çekip yüzünü havluyla sildikten sonra, kabullendiği mağlubiyetle balkona geri dönmek üzere banyodan çıkıyordu ki, saç kurutma makinesini görüverdi.

“Üfle lan” dedi “üfle”. Yüzündeki mağrur gülümsemeyi kaçırmak istemediğinden hemen aynaya uzandı. İçten bir kahkaha patlatıp saç kurutma makinesini fişe takarken yalnızlığa attığı bu unutulmaz golü hiç aklından çıkarmaması gerektiğini düşünüyordu. Kimse yokmuş da üfleyemiyormuş da, hey yavrum hey. Saç kurutma makinesini soğuk ayarına getirip, sağ gözünün kapaklarını türlü şekillerde açarak gözünün içine verdi havayı. Makineyi gözüne beş altı saniye tutup çekiyor, ardından toz tanesi hala orada mı diye gözünü birkaç kez kırpıyordu. Gözü bu sert rüzgarla o kadar hızlı kuruyordu ki göz pınarı oluk oluk yaş üretiyor, gözünü kırptığında bu yaşlar sağ yanağından süzülüp çenesinden yere damlıyordu. Dakikalarca süren bu döngünün sonlarında, saç kurutma makinesini gördüğü andaki zafer sarhoşluğunun yerini artık umutsuz bir inat, çaresiz ve sinirli bir yenilgi hissi almıştı. Toz tanesi hala oradaydı. Saç kurutma makinesini kapatıp yeniden iki eliyle lavaboya yaslandı. Sağ yanağından süzülen gözyaşlarına bakarken çenesi büzülmüş alt dudağı da titremeye başlamıştı.

Bunlar olurken küllükte yarım bıraktığı sigarası tahta sehpaya düşüp ufak bir yanık lekesi bıraktı. Sonra ilk esintiyle yuvarlanıp balkon zeminine atlayıverdi ve hiç vakit kaybetmeden, yerdeki eğimden faydalanıp kapı arkasındaki eski gazete poşetinin altına koştu. Orada biraz soluklandı. Çok geçmeden gazeteler alevlendi. Balkon kapısı eridi ama yanmadı. Gazeteler içten içe yanmaya devam ederken bir kadınla bir erkek nereden geldiği belirsiz yanık kokusundan rahatsız olup, uzakta bir balkondan öpüşerek içeri girdi. Uzaya fırlatılan o roketler gibi her adımda bir parçalarını geride bırakarak yatağa ulaştılar. Uzun, sakin ama ateşli bir çalışmanın ardından da yörüngede kenetlendiler. Ama ne kenetlendiler. En son, şimdi burada açıkça anlatmak istemediğim birkaç küçük detay da halledilince, yorgan yarı açık, dünyanın bir sürü fotoğrafını çektiler tek dal sigarayı elden ele paylaşarak.

Muhsin’e ne mi oldu? Muhsin biraz yandı. Yani öyle de yandı böyle de yandı. Hele kafa, kafa komple yandı. İki ay sonra, balıkçı barınağında geçirdiği gecelerden birinin sabahında işaret parmağını havaya gelişigüzel sallayarak karakola girdi… yine…

– Bir amirim, bir toz zerresi dövdü beni. Haneye tecavüz, darp, kundaklama ohooo siz oturun burda
– NECATİ! Niye girdi bu içeri gene?
– Rica ederim, lütfen, bi saniye amirim.
– Piyango musun hemşerim sen? Çık.
– Yok amirim. Çıkmıycaktım o balkona
– NECATİ!
– Bi ciğer, bi de kafa gitti. Aldı yani. Gasp amirim. Bi dakka Necati abicim bi çekme.
– Hallaaam ya
– Harf alıyim?
– Harf mi? Onu nabıcan?
– Atıcam amirim. Belki vururum.
– Al yirmi dokuzu da senin olsun. Çık dışarı. ÇIK!
– Yau bi zabıt filan… Şebeke bunlar…
– Hey allaam, el deliye biz akıllıya…

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>