İçeriğe geç →

TAVŞAN HİKAYESİ

almanya’daki dayım geçen ay oyuncak bir tavşan getirdi bana. iki bacaklı, kolları olan bir tavşan. tavşanımın boyu benimkinden uzun. üstünde çizgili bir pijama var. hep hınzır bir sırıtışla bakıyor bana. hadi evden kaçalım. hadi ağaca tırmanalım. hadi ateş yakalım, kuş yakalıyalım. boyumdan uzun kocaman bir tavşan, ancak iki kulağından tutarak yerde sürüyebiliyorum. ben de onunla konuşuyorum. yatalım tavşanım, geç oldu, sonra annem kızar. acıktın mı tavşanım, hadi yemek yiyelim. tavşanım sana masal anlatıyım ister misin? gece uyanınca sakın korkma, kaçırmaya çalışan olursa ben korurum seni. biz babamla yürüyüşe çıkıcaz, uslu dur emi tavşanım. ağlama tavşanım, dizimdeki kan birazdan diner.

dün sabah yerde sürüdüğüm, toza bulandığı ve etrafı batırdığı gerekçesiyle tavşanımı çamaşır makinesine attılar. hayli yorulmuş çıktı makineden. hemen geçmiş olsun diledim. kocaman kulaklarından çamaşır ipine mandalladı annem tavşanımı. ya işte böyle olur temiz olmazsan. suçlu suçlu sallandı beşinci kattaki balkondan aşağı, düşmekten ödü koptu. yaa işte böyle, sen misin elini yüzünü iyice yıkamayan. bu sabah tavşanımı içeri aldık. tek gözü yok. o iri mavi boncuğa ne oldu?şimdi tek gözüyle dayak yemiş gibi bakıyor bana. iyice kötü çocuk oldu. biraz da şaşkın ama hala pis pis sırıtıyor. tavşanım ne oldu gözüne? ”gak” dedi balkona konan karga.

bizim apartmanın karşısında dağlar var. dağlara kadar tek katlı, bahçeli evler. evlerden sonra hep tarla, çayır. bir de düdüğünü öttüren bir tren geçiyor, korkarım alıp götürecek. tek katlı evlerin arasında sivrilen bir minare var. minarenin tepesinde Allah baba yaşar. Allah baba çok uzun boylu, beyaz sakalları yerlere kadar uzanan, mesafeli bir adam. gün içinde minareden çıkıp acı veren bir şey okuyor. çok dertli yani. etekleri yerlere kadar uzanan bir elbisesi var, bir de burdan gördüğüm kafasında beyaz bir şapka. annem onu çok seviyor, ben kararsızım, babamsa hakkında pek konuşmaz. televizyonun tüpü bitti. bugün vikiyle koca göbekli babasını izleyemedim. fikret eve çizgi filmi izlemeye gitti. yapayalnız kaldım. tek gözlü tavşanımdan da sıkıldım biraz. vakit geçsin diye parka gittim. taşların üstünde telaş içinde koşuyordu kertenkele. minik bir ejderha gibiydi. yine de kıçını sallayarak koşması güldürdü beni. cebimden çakımı çıkarıncaya kadar kaçtı gitti. kuyruğunu kesemedim. önce kuyruğuyla uğraşırsın, sonra kuyruğu kırmızı karınca yuvasının önüne bırakırsın. mahalledeki yuva ağızlarıyla parktaki yuva ağızlarının aynı sürüye ait olduğunu çok az çocuk bilir. ordaki karıncaları buraya getirince hiç saldırmıyorlar. direk delikten içeri. arada da 10 dakkalık yürüme mesafesi var ha. siz artık yuvanın büyüklüğünü düşünün.

fikret’le oturduk konuştuk, biz bu kanat yapıp uçma işini kıvıramıycaz, en iyisi kocaman bir uçan balon yapmak. ben de oturdum bu balonu nasıl yaparız, altına da bir sepet bağlayıp nasıl uçarız planladım. bademlik tepesine çıktığımızdan beri bir uçma isteğidir aldı ikimizi. belki pencereden aşağı bir şemsiyeyle de atlıyabilirim.

parkta kocaman bir şemsiye ağacı var, gövdesi basamak gibi kıvrılarak yükseliyor. tırmanması çok kolay. annem hep şort giydirir bana. sonra ağaca çıkarken dizlerim yara oluyor diye kızar. büyüyünce şort giymiycem. parkın bekçisi kahverengi bir üniforma giyiyor, lakabı kurukafa. gerçekten kötü bir insan o. rastlaşmadık iyki. hava kararmaya başlarken dolunay çıktı. ağaçtan inip koşmaya başladım. yan yan aya bakarak. ayı geçmek mümkün değildi. hızlandım. göğsüm acımaya başladı. ay takip etti. parkın yanındaki toprak futbol sahasına girdiğimde dolu dizgin koşuyordum artık. keyifle naralar attım. uzakta moraran dağlarda zirveden zirveye atlayan bir adam belirdi sonra. benimle birlikte yarışmaya başladı ayla. üçümüz birbirimizi geçemiyoruz bir türlü. adamın kafasında beyaz bir şapka, etekleri yerlere değen siyah bir elbise, hoplayıp duruyor dağdan dağa. sokak lambaları yandı. aniden durdum. eve dönmezsem kızarlar sonra. akşam sokak lambaları yandığında kendimi aratmadan dönmem lazım. anne babamdan çok beni bulmaya çıkan abim kızıyor. oflaya poflaya görünür birazdan, nerdesin olum sen? durdum. alnımdan şakır şakır akan teri sildim. ay dedeye baktım. pamuk beyazı yüzünde gülümseyen bir surat belirdi. uzun beyaz sakallı bir adam yüzü. böyle gülünce ısınıyor insan. el salladım Allah baba’ya. demek sensin, tanıştık en sonunda. bugünlük bu kadar oynadığımız yetti dedim, koşmak güzeldi ama karnım da çok acıktı doğrusu.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>