Skip to content →

PERVAZ

elbet bir gün kaybolacağını biliyordum.hissediyordum, defter arasında saklanan fotoğraflar, bir çekmecede unutulmuş notlar gibi yavaş yavaş silinerek gideceğini, gitmeyi tercih edeceğini. gidişini hikayeleştirmek ile karikatürize etmek arasında kaldığım zamanlardan birinde daha iken, sana bu satırları yazıyorum.

daha önce de birbirimizin aklından taşındığımız olmuştu. neden gittiğimizin, ne zaman döneceğimizin ya da kiminle gittiğimizin hiçbir önemi yoktu. bilirdik ki yine de aynı mahalledeydik ve yolumuz düştüğünde birbirimizin pencerelerine bakarak geçerdik evlerimizin önünden. ışık varsa, oradaydık. oradaysak, misafirliklerimiz davet gerektirmezdi. davetsizlik, gereğine kanaat getirdiğimizde yorgun akıllarımız için sığınaktı. neden sorulmaz, çayın yanına da şeker getirilmezdi.

diyorum ya, elbet bir gün kaybolacağını biliyordum. adamın biri özetlemişti vaktiyle, “bizim gibiler giderken haber vermezler, adres bırakmazlar, döndüklerinde birbirlerini son gördükleri yerde beklerler. günler, gerekirse aylar boyu” diye. aklı sarmaşık o adama katılmasam da sen aklıma geldiğinde gülümsüyorum işte. gidip bakmasam da farkındayım ki perdeleri sökülmüş pencerende bulacağım şey olsa olsa son içtiğimiz çayın buğusu ya da pervazında çürüyen birkaç sigara izmaritidir.

tek yön biletlerin neden daha pahalı olduğunu anladığım zamanlardan birinde iken, son cümlemizin ne olduğunu anımsayamıyorum.
bazı hatıraların ömrü bir kahkahanın yankısı kadardır. sonrası ise karanlık.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>