İçeriğe geç →

Payanda / 9

Bilmem ne pavyonunun önüne parkedip kapıdaki siyah takım elbiseli, kirli sakallı abilerin arasından içeri girdik. Bitik ablalarla bitik abiler, eski tahta düğün sandalyelerinde, koyu bir sigara dumanının altında muhabbetteydi. Siyah bez üstüne yaldızlı harflerle “Ankara Geceleri” yazısı önünde iki sandalye, üzerinde bir elektro saz, bi darbuka… İki abi sahneden iniyordu. Tam biz girerken ara vermişler belli ki, bi anlık sessizlikten sonra müzik başladı.

>> Ferdi Tayfur / Can Bırakmadın / 4’58”

En dip masaya yürüdük. Müfit abi Kepo’yla oturmuş, arkası dönük, masanın üstü zengindi. Yanlarına yaklaşınca Kepo “Vay kardeşim gelmiş” diyerek ayaklandı. Onu duyunca Müfit abi de “vay vay vay” diye doğruldu yerinden.

Müfit abi orta boylu, göbeklice, kır bıyıklı, saçları yanlardan açılmış, şakakları beyazlamış bir adamdı. Ellili yaşlarında, üzerinde siyah kruvaze ceket. Tekel 2000 paketi önünde. Beyaz gömlek, altında kot pantolon. En altta kunduraları. “Hoşgeldin delikanlı nası oldun?” diyerek karşıladı. El sıkıştık. “Daha iyiyim” dedim. Bütün hikayeyi dinlemiş gece. “Şöyle olmuş böyle olmuş, dinledim ben, arada uyukladım kafam iyiydi ama duydum yani çoğunu”. Sonra rakılar kondu kadehler tokuşturuldu. İlk yudumun ardından Müfit abi konuya giriverdi: “Bak gülüm ben ayıkken pek konuşamam ama sana gene de bir şey anlatayım. Bir seferinde yengen beni terketti biliyo musun? Gitti yani işte. Eve geldim yok. Bekle bekle yok. Anasını aradım yok. Her yeri de arayamıyon ki. Annıyo musun pozisyonu? Baktım valizlerden biri eksik. Üç beş bişey almış bu, gitmiş. Arkadaş, eşi dostu akrabası, kime gider bu karı diyorum, yok, çözemiyorum. Nokta atışı yapmam lazım annıyo musun? Tık gidicem alıp gelicem. Rezil olmayalım hesabı yapıyorum yani. Baktım çıkamıyorum işin içinden yattım uyudum. Bir gün, iki gün, beş gün, on gün… Tabi o zamanlar böyle cep telefonu falan yok. Ben yatıyorum kalkıyorum, işe gidiyorum, geliyorum geri yatıyorum… Baktım, ulan evden çıkınca bi eksiklik yok. Eksiklik eve gelince. Dedim eve gitmiyim? O da olmuyo yani. Gelmen lazım. İki gün kalırsın birinin yanında, üçüncü gün gelmen icabediyor. Ev basıyor ama nası basıyor biliyo musun? Onu kırıyorum, bunu parçalıyorum yok; geçmiyor delikanlı. Ölmüyosun da. Sürünüyosun amına koyim!”.

Müfit abi tekel 2000’inden bir tane çıkardı, bir tane de bana uzattı. İkimizinkini de yakıp derin bir duman çekti. Sonra devam etti: “Aradan bir ay geçti bak. Bir ay diyorum. Müfit abini görmen lazım. İslim kebabı yapıyor evde parmaklarını yersin. Lokum gibi sarma yapıyor yau doyamazsın, Müfit abi bi tencere daha yok mu dersin. İyiyim yani. Topladım götü başı. Neşem keyfim iyi. Geziyorum tozuyorum. Yalnız, karı çekmiyo canım yani anlıyo musun? O kısım iptal. Ama kötü değilim yani. Arada bi aklıma takılıyo yau nereye gitti bu diye. Sonra ulan diyorum kaçırmadılar ya. Kendi gitmiş. Vardır bi bildiği. Peşinden gitmemi istese elbet bir şey derdi bir şey yazardı. Neyse siktiret diyip kapatıyorum mevzuyu kafamda.

Sonra n’oldu biliyon mu delikanlı? İki ay sonra bi akşam kapı çaldı, yengen geldiiii. Şuuut ve gol amına koyim. Tam akşam yemeği vakti. Kapıyı açtım, valizi koydu, ayakkabılarını çıkardı. Elini yüzünü yıkadı. Mutfağa girdi. Bi yemek bana koydu bi yemek kendine. Oturduk yedik. Tek kelime yok, çıt çıkmıyor evde. ‘Eline sağlık çok güzel olmuş’ dedi. ‘Afiyet olsun’ dedim. ‘Nereye gittin diye sormayacak mısın?’ dedi bu. ‘Yoo’ dedim. ‘Niye gittiğin daha önemli’ dedim tamam mı? Bu biraz sustu düşündü, sonra yekten, ‘aşık oldum ben’ dedi. Hoppaaaaa. Yirmi beş yaşında delikanlıyım o zaman. Belde tabanca, estiriyoruz Ankara’da. Asayişte sivil devriyeyiz. Zıpır piçin tekiyim. Ulan dedim çekip vurayım şunu, kafasına iki tane sıkayım, yığılsın kalsın masaya. Pekmezini akıtayım. Sonra ya sabır çektim biliyo musun? Ya sabır ya sabır… İki derin nefes çektim. İyi, dedim, hayırlısı olsun. Niye geldin madem?. ‘Geçti’ dedi. Bu kadar yani. ‘Geçti’ “.

“Ulan dedim hamam mı bura, terleyince çık hava al, sonra geri gir keselen? ‘Gideyim o zaman’ dedi; Delikanlı bak iyi dinle. ‘İstemiyosan giderim’ dedi. Ben de çay demlemişim biliyo musun? Hakiki Rize. İçinde tomurcuk, Çaykur. Malzemeden de çalmamışım. İki çay kaşığı tomurcuk var içinde buram buram kokuyor. Canım kardeşim benim, git diyemedim. Niye diyemedim bi düşün bakam?” Uzatmadan sordum:
“Niye abi?”
“Lan niyesi var mı? Özlemişim amına koyim it gibi. Nası git diyim… Yani velhasılı delikanlı, sana diyeceğim, bak dikkatli dinle, tercihi giden yapmaz, arkada kalan yapar anlıyo musun? Bak bu lafımı unutma. O yüzden, seninki döndüğünde git mi diyecen çay mı koyacan sen onu düşün. Bırak diş fırçasını, anahtarı, donu gömleği”.

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>