Skip to content →

Payanda / 16

Marangoz atölyesine girmemizle Serdar abinin “hoşgeldiiin” demesi bir oldu. “Koku aynı abi” deyince Müfit Abi atölyenin ışıklarını açıp etrafı dolaşmaya başladı. Çok geçmeden de bizi, yanında iki küçük pet şişesi duran, yerde, büyük metal kova içerisindeki boya sökücünün yanına çağırdı. Serdar abiye dönüp, kokla bakam bunu da, dedi. Serdar abi kovanın kapağını açıp kokladıktan sonra, “budur” deyince Müfit abi Murat’a dönüp, “aslan, bize bi kağıda yazıp versene burada çalışanların isimlerini” dedi. Güvenlik görevlisinin küçük odasında çayımızı içip atölyede çalışan yedi marangozun isimlerini aldıktan sonra soğuk Ankara havasına yeniden çıktık. İçeride mayışmış halde esnerken, Ankara’nın kuru ayazı yüzüme vurunca yeniden canlanmıştım. Müfit abi, bir işin olursa ara, deyip telefonunu verince, güvenlik görevlisi Murat bizi arabaya kadar geçirip araba hareket edene kadar bekledi. Yüzünde buralara özgü “sağol allah razı olsun” ifadesiyle bizi yolcu etti. Yüz metre kadar gidince Müfit abi, Sıhhiye köprüsünün altında arabayı sağa çekti. “Şu Necmi ibnesini arayayım da toplasınlar şunları” diyerek telefonunu çıkardı. Konuşmayı biz de duyalım diye hoparlörü de açtı.
“Müdürüm, hayırlı akşamlar”
“Sağol Müfit n’aptınız?”
“Şimdi bu, olay yerinde hasar gören, denizli lüleburgaz beş yüz otuz sekiz plakalı araç, epey hasar görmüş müdürüm. Biraz kurcaladık, sahibinin eşi Opera’da terzilik yapıyormuş. Olay yerinde hasar gören araçlara dökülen maddeyi Opera’nın marangozhanesinde bulduk. Orda çalışan yedi şahıs var bunların isimlerini aldık. Asayişe siz mi bildirirsiniz isimleri, ben mi arayayım?”

Necmi müdürün şaşkınlığı, birkaç saniyelik sessizlikten belliydi. Eleştirecek, yanlışlayacak bir nokta bulamayınca, “vay amına koyim” diyebildi yalnızca. “Söyle söyle ben yazayım, sonra da siz bitirin mesaiyi”. Müfit abi isimleri sayıp telefonu kapatınca “Sen söyleyecen tabi amına koyim. Şimdi gider başmüdüre, yağlar ballar bu. Hikayeyi yazar, taklasını atar. O da gider bakana. Neyse n’abarlarsa yapsınlar” deyip bana döndü “Melihim işte böyle bizim işler. Gerçi bu pek bizim iş değildi ya neyse. Hadi gidelim bi çorba içelim. Sonra da dağılalım. Bi keyifle içirmediler anasını satayım”.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>