İçeriğe geç →

Payanda / 15

Biraz önce yolun karşısında, kaldırımda oturduğumuz yere doğru yürürken, Müfit abi, Serdar abiyle Kepo’ya dönüp, hiç tiyatroya gittiniz mi? diye sordu. Yüzlerindeki ifadeden gitmedikleri anlaşılınca gözlerini bana çevirerek, sen gittin mi oğlum? dedi. Bu oğlum lafı birden pek bir dokunmuştu. Elbet yaşımın küçüklüğünden oğlum demişti bana ama bu gece tanıştığım bu ilginç adamın bana oğlum deyivermesi birden duygulandırmıştı beni. Bir anlığına halimi farkedince, ne arıyorum lan ben burada diye sordum kendime. Müfit abi sorusuna cevap bekliyordu. Kekeleyerek çıkan bir evetle yanıtladım.
“Anlat bakayım ne olur tiyatroda? Oyuncuları sahneyi falan geç onları biliyoruz”.
“Abi ışıkçı olur işte, sesçi olur, kostüm yani kıyafet işlerine bakanlar olur, onların adını ben de bilmiyorum, dekorcular olur, yani küçük tiyatrolarda dekor işlerini falan da oyuncular yapıyor ama hani büyük bi tiyatroysa, devlet tiyatrolarında falan marangozlar var mesela…” deyince Müfit abi sözümü kesti.
“Hah, işte onu iyi dedin amına koyim. Seni var ya allah gönderdi Melihim. Aslanım benim. Yürüyün gidiyoruz” deyip hızlı adımlarla arabaya doğru yürümeye başlayınca Kepo Serdar abiye dönüp “peh peh görüyon mu Serdar reyiz, kısmet bugüneymiş. Tiyatroya gidiyoz” diyerek yere okkalı bir tükürük salladı.

Bu üç adamın birbirleriyle iletişimlerindeki uyum beni şaşırtmıştı. Söylediklerinden ne kastettiklerini çok düşünmeden anlıyorlar, çıkarımlarını hemen kavrayıp bir sonraki adıma birlikte başlıyorlardı. Müfit abi bir maestro gibiydi. Söyledikleri hemen uygulanıyor ama bir yandan da neden böyle bir şey istendiği diğerleri tarafından kavranıyordu. Mesela ben tam bunları düşünürken Müfit Abi Serdar abiye “git şu arabalardan birinin kaputunu kokla gel Serdar” demişti. Serdar abi tek kelime etmeden yolunu arabalara doğru çevirmiş, arabalardan ikisinin boyalarının kalktığı yerleri koklayıp yanımıza dönmüştü. Genel kültür fukarası oldukları söylenebilirdi ama kesinlikle zekiydiler. Bir de uğraştıkları insan topluluğunu iyi kavradıkları anlaşılıyordu. Benim, belki doğduğumdan beri, başaramadığım, bu topraklara özgü iletişim dilini kavrama ve kullanma becerisinde ustaydılar. Yalnızca polis olmakla elde edilebilecek bir beceri değildi bu.

Arabaya aynı düzende yerleşip İstanbul yolundan Ulus üzerinden Opera’ya ulaştık. Müfit abi yol boyu, İstanbul yolundaki radarlarla kesilen hız cezalarını sildirmekle ne kadar uğraştığını anlattı. “Yau durup durup beni buluyolar arkadaş. Ankara’daki tek adam benim sanki”. Opera binasının önüne parkedip arabadan indiğimizde ben gecenin bu saati bir muhatap bulamayacağımızı düşünüyordum ama Müfit Abi kısa sürede gece bekçisini bulmuştu. “Kardeş hayırlı nöbetler, polis. Marangoz atölyesi varmış burada oraya bi bakmamız lazım bizim”. Yirmili yaşlarındaki güvenlik görevlisi sorgusuz sualsiz, “tamam amirim” diyerek içeri aldı bizi. İçeri girerken Müfit abi, adının Murat olduğunu öğrendiğimiz güvenlik görevlisinin halini hatırını sorup konuyu nereli olduğuna getirdikten sonra klasik Çorum şakalarını da arka arkaya sıraladı.

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>