Skip to content →

Payanda / 14

Sigaramın bittiğini farkedip Kepo’dan bir sigara istedim. Yolun karşısında dördümüz kaldırıma oturup karşıda sıra sıra parketmiş arabaları ve etraflarındaki insanlarla polisleri izlemeye koyulduk. Karşıda dükkanların ışıkları da açıktı. Belli ki ekipler arabaların olduğu tarafta yola bakan dükkanların sahiplerine bir şekilde ulaşmıştı. Kamera kayıtlarını izlemekte olduklarını tahmin etmek zor değildi. “Bakanın oğlu nerdeymiş?” diye sorunca hepsi şaşkınlıkla bana döndü. “Aha konuştu. Vallaha konuştu. Bakan dedi” diye dalga geçti Serdar Abi. Müfit Abi “Gitmiştir oğlum o. Durur mu, ne işi var tantanada” diyerek açıkladı. Kepo “Eee reis, n’abacaz şimdi?” diye sorunca Müfit abi yeniden telefonuna davrandı. Aradığı her kimdiyse, “Selam bilader. Heaa geldik geldik. Biz de geziniyoruz amına koyim. N’aptınız var mı bi şey? Hımm, hımm, tamam patron hımm” gibi bana hiçbir anlam ifade etmeyen sözlerinin ardından yeniden ayaklandık. “Kameralardan bi şey çıkmamış. Eleman arabalara pet şişeden bi şeyler sıka sıka yürümüş gitmiş. Kafasında şapka, kapşon. Demet’e doğru… Şimdi oradakiler fellik fellik mobese tarıyordur amına koyim. Ne iştir gece gece” diye özetledi telefon görüşmesini. “Melih işin var mı oğlum, bırakalım mı seni?” diye sorunca “Yok abi, iyiyim ben, mahsuru yoksa” dedim. Sen bilirsin der gibi salladı başını. İç cebinden Tekel 2000 paketini çıkarırken Kepo’ya dönüp, “Kepo git bi bak bakalım, en fazla hangi arabayı sikmiş, biz de bi daha bi gezelim şu kalabalığın arasında” dedi.

Arabalarını inceleyip yorumlar yapan, boyanın kaç para tutacağını hesaplayan, hasarlarını karşılaştıran orta gelirli, ağlamaklı abilerin arasında ağır ağır yürüyüp bir ipucu elde etmeye çalışıyorduk. Belki alkolün etkisiyle belki bir şekilde kendimi beğendirme çabasıyla ben de konuşmalara kulak kabartıyor, duyduklarımdan çıkarımlar yapmaya çalışıyordum. Birkaç dakika sonra Kepo yanımıza dönüp “abi, baştan beşinci araba epey haşat olmuş, tavan kapılar mapılar komple gitmiş” deyince yönümüzü o tarafa çevirdik. Müfit Abi’yle birlikte biz de adımlarımızı biraz daha hızlandırıp arabanın yanına ulaştık. Müfit Abi arabanın haline şöyle bir baktıktan sonra ön tarafında durup yeniden telefonunu çıkardı. Arabanın plakasını telefonun ucundaki polise söyleyip sahibinin isim ve adresini öğrendikten sonra etrafını dikkatli gözlerle inceledi; hemen birkaç adım arkamızda duran orta yaşlı bir adama yönelip “İyi akşamlar beyefendi. Bu arabanın sahibini tanıyor musunuz” diye sordu. Adam “İyi akşamlar memur bey” dediğinde tek şaşıran ben olmuştum. Ben, nereden anladı ki polis olduğunu diye düşünürken, adam soruyu cevaplamıştı. İki üst komşuları Faik beyinmiş araba. Müfit Abi kendisindeki bilgiyi teyid edince birkaç soru daha sorup cevabını aldı. Faik bey evli iki çocuk babasıymış. İkizmiş çocukları. İstanbul’da üniversite okuyorlarmış. Eşini dört veya beş yıl önce kaybetmiş. Geçen yıl da başka bir kadınla evlenmiş. On yaş kadar daha gençmiş eşi Faik beyden. Nikaha bu abimiz de gitmiş. “Çocukları da geldi. Karşı çıkmamışlar demek ki. İyi de yaptılar tabii. Adamcağız kendine eş bulmuş işte n’apsın” diye hikaye anlatmaya başlayınca Müfit abi araya girip, “eşi ne iş yapıyor” diye sordu. Büyük Tiyatro’da çalışıyormuş kadın. “Tiyatro’nun elbise melbise işleriyle uğraşıyormuş dediydi bizim hanım” diye açıkladı kadının işini. “Burada mı Faik Bey? Neden inmemiş aşağı?” sorusuna, “az önce buradaydılar hanımıyla birlikte, eve çıktılar herhalde” yanıtını alan Müfit Abi; adam komşusuyla ilgili bu kadar soru sorulmasından işkillenmeye başlamıştı ki; diğer birkaç arabanın daha sahibini sorup, araya onlarla ilgili de birkaç soru sokuşturunca adamın dikkati dağıldı. Kendi arabası serviste olduğu için ucuz kurtulmuş. Mevzu hırsızlık olaylarına, mahallenin geçmişine falan gelince Müfit abinin bir vücut hareketiyle adama teşekkür edip olay yerinden uzaklaştık.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>