Skip to content →

PARKLI HİKAYE

akşam babam işten gelince yürüyüşe çıkıyoruz. yoksa çok canım sıkılıyor evde. sokaklarda askerler var. annemle babam başıma bir şey gelir diye korkuyorlar. askerler anarşiyi önleyecekmiş. umutla bekliyorlar. babamın elini bir an olsun bırakmıyorum. ne zaman bir asker görsem hemen selam veriyorum, gülüyor babamla birlikte onlar da.

köşedeki pastaneden fare şeklindeki küçük pastalardan alıyoruz. kuyruğundan başlıyorum yemeye. balıkçılar çarşısının içine dalıyoruz. bağırış çağırış. balıklar çırpınıyor. çok eğlenceli bir yer burası. varillerin içinde hala yüzen balıklar da var, donuk donuk bakanlar da. bazen ölü köpek balıklarını sererler ortaya. balıkları severim ben.

tahta bir köprüyü geçip, ayakkabıcılar çarşısına giriyoruz. babam tamire bıraktığı ayakkabılarını alıyor. ayakkabı tamircilerinin teneke kulübelerde sıralandığı bu çarşıyı da seviyorum. sürekli hareket ediyor. havada garip bir ayakkabı kokusu olur. tavanlara asılmış rengarenk ayakkabı bağcıklarına zıplayıp parmak ucumla değiyorum. musluklarından sıcak su akan bir yer burası. sıcaksular deniyor o yüzden. babam musluğa eğilip sıcak suyu içiyor. ben sıcağı hiç sevmem, içim bayılır. babamı anlayamadan bakıyorum. o ne anlıyorsa artık.

yediler parkına varıyoruz. içinden incecik bir su akar. yazın sivrisinekten oturulmaz burda, kokar da. bu mevsimde güzel ama. yolun başından beri beklediğim an gelip çatıyor, ilerde bembeyaz bekliyor, baba ayıyla sırtına çıkmış yavruları. kocaman heykelin yanına koşuyorum heyecanlanıp. baba ayının kafasına bir şaplak vurup gülüyorum. hiç bir kötü niyeti yok. sırtına tırmanmış yavrular gülüyor. ormanda yürüyüşe çıkmış onlar da bizim gibi.

-baba, avcı vurur mu yavruları ?
-vuramaz, baba ayı dikilip vauu yaptı mı altına işeyip kaçar.

avcıyı altına işeyerek kaçarken düşününce kıkırdamaya başlıyorum. korkudan tüfeğini de atıyor. tüfeği alıp arkadan ateş ediyorum, dışın, dışın, dışın. yavrular yine gülerek çıkıyorlar saklandıkları çalılıktan. babalarının sırtına çıkıyorlar. çilek tarlasına gidecekler daha. babam tutup kaldırıyor, ben de sırtındayım baba ayının. o kadar iri ki hiç zorlanmıyor beni de taşımaya. boynuna sarılıyorum. ilerde o deli kadının evi var. yine de yoluna ağır adımlarla hiç korkmadan devam ediyor baba ayı. gururla dikiliyorum o zaman. göğsümü gere gere geziyorum ormanda. sıkılıp kayarak iniyorum üstünden. salıncakların yanında çok komik bir maymun heykeli var. dilimi çıkarıyorum. nanik yapıp geçiyoruz yanından. babam da gülüyor ne zaman bu maymunu görse. ilerde canavar bekliyor beni. babamın bacağına yapışıyorum. bir şey olmaz diyor babam, sen ne biçim erkeksin? toparlanıp devam ediyorum ama babamın elini olanca gücümle sıkıyorum. buna kurt deniyormuş. ağzının etrafı kırmızıya boyanmış. sivri dişlerin arasından kan akıyor. her an üstüne atlıycak gibi duruyor. bu bir heykel. bu bir heykel.

– ısırmaz mı baba?
– ısırmaz. uzat bak elini. benimkini nasıl ısırmıyor, sana da bir şey yapmaz.

elimi tutup canavarın ağzına götürüyor babam, gözümü kapayıp bekliyorum. kötü bir şey olsa babam yaptırmaz. elim soğuk taşa temas ediyor şimdi, parmaklarımla sivri dişlerini tutuyorum. gözümü açtığımda elim hala parçalanmamış. içim rahatlıyor, yine de ağzından çekmekte fayda var. uslu dursun diye kafasını okşuyorum. sonra canavarın da sırtına çıkıp sırtına vurmaya başlıyorum. koş. koş. kayaların üstüne tırmanıp kükrüyor aşağıdaki koyun sürüsüne. hemen kaçıp dönüyor onlar da köylerine. sırtından atlayıp hırlıyorum babama. aman aman diye kaçıyor babam, peşinden kovalıyorum pençelerimi açmış. haha ne sandın.

sokaktan kamyonlarla asker amcalar geçiyor. hemen saygı duruşuna geçip selam veriyorum. yol sola kıvrılınca artık eve dönüyoruz. boyacı amcanın vitrinindeki eski paralara bakıyorum. vitrinin en önünde eski metal paralar var. ortası delik olanlar, altın renkli, üstlerinde kartal motifleri olanlar, kadın resimleri olanlar. babama soruyorum, bu fransız parası, bu osmanlı parası, bu eski kuruş. bunları alıp bakkala gidemezsin ama çok ilginç geliyor bana. babam kasaptan kıyma almaya giriyor, ineklerin parçalanmış vücutlarına bakıyorum. pipisi yok mu bunların, kesmişler mi ? şurası kıçı olsa gerek. çengellere asılmış hayvanlar, tatları da pek güzel. doldurulmuş bir kuzu var, boynuna nazar boncuğu takılmış. meee.

eve varınca annemin eteğine yapışıp ne yaptığımızı birer birer anlatıyorum, onun böyle gülmesini çok seviyorum. her zaman gülmez annem. sofrayı hazırlarken etrafında dönüp duruyorum, babamla yine para kalmadığını konuşuyorlar. yeni ayakkabı alamamış babam, eski botunun altını yaptırmış. duyunca üzülüyorum ama anladığımı belli etmeden oynamaya devam ediyorum. önümüz kışmış. kış gelicek diyorlar, geliyor. yaz gelicek diyorlar geliyor. mevsim böyle bir şey. topaç gibi dönüp duruyor. ben hep yaz olsun isterim. akşam yan odadan annemle babamın sesleri geliyor, kafamı kapının aralığından uzatıyorum. babam başını ellerinin arasına almış ağlıyor. “takip ediyorlar. mit herhalde. sanki bir şey yaptık. hepsi bir konuşma”. annem susmuş, başı önünde düşünüyor.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>