İçeriğe geç →

Ördek başı yeşili kadife ceket ve Schrödinger’in kedisi – 12

Rakı sevmediğimi bilirdi Ö. Rakı masasında başka içki içilmeyeceğini de ben bilirdim. Rakıdan kendisine bir duble, bana da ne tek ne duble doldurdu. Kaç gündür konuştuğumuzu, kaç gün boyunca ne konuşacağımızı az çok bildiğimizden, öylesine konuşuyorduk.

Arka masada birinin sırtı bize dönük üç kız sohbet ediyordu. Her hallerinden, her duyguyu abartılı yaşadıkları belliydi. Ne hakkında konuştuklarına dair tek bir cümlelerini bile duymadım.

Taner geldiğinden beri, haki renge bürünen lise muhabbeti sarmıştı masayı. En çok, liseden bir öğretmenimi en son ne zaman gördüğümü, hangisinden saygıdan dolayı korktuğumu düşündüm. Bulmak için değildi elbet.

Hikaye kalabalıklaşıyordu. Karşımdaki kızın gözleri büyüyordu. Karacalar geldi aklıma. Kızın gözleri karaca gözü kadar büyük ve kapkaraydı, ama ürkek değildi. Gözlerini hiç kısmıyordu. Gözlerine hayret ve korku da düşmüyordu. Gülünce ışık doluyordu. Rakı içiyordu, buğusu düşmüyordu gözlerine. Gözleri, bazen dalıyordu. Uzak uzak bakıyordu ama uzağa bakmıyordu. Gözleri kapkaraydı, geceyi karartıyordu.

Ne Taner ne Ö. gözlerden hiç bahsetmediler. Ö, nün bacağı kırıldı, Taner’in üstü başı toz toprak içinde kaldı. Çok içtiler, çok dayak yediler. Gözlerine hiç bir şey olmadı onca yıl diye düşündüm.

35’likler keyifli hikayelere yeterdi ancak. Şişeyi büyütmek istemedik sanırım. Gözlerde takılıp, bir türlü gözlere gelmeyen sohbeti kenarından dinlesem de, lafın kıssası bana da değdi. Ö.nün önermesi, Taner’in şerhi, benim cümlelerimle masadan keyifli kalktık.

Eve geldik beraber. Her şeyi her yere, onları salona bırakıp içeri geçtim. Çok uzak olmayan günlere gittim.

“İkimizde kuyu ya taş atanlardanız!? Kuyu da su yok. ..bekleyişimiz boşuna… ses yok… ve hiç duymayacağız.”

Günün hangi saatinde uyandığımın öneminin olmadığı günlerdeydim.. Zaten yılın bu aylarında bir kaç hafta boyunca bu şehirde yağmur hiç durmadan yağardı ve gündüz saatleri birbirinden ayırt edilmezdi..

Kalktıktan sonra evin içinde gezdim bir süre. Odaya girdiğimde kırmızı radyoya ve kutuya bakıp, odadan çıkışımın bile hiç de düşündüğüm gibi olmadığı aklıma gelince “hayat bir yerlerde fena kırılıyormuş, alfebe tıkanıyormuş… sayılmazsan, hiç sayılmamışsan kaç olursun ki?” dedim kendime..

Ertesi gün annemler gelecek eşyaları toplamaya başlayacaklardı. Eşyalarla da kavga etmek gerekir bence. Kavga edecek gücüm olmadığından belki, çok eşyam yoktu. Çok işleri yoktu bana kalırsa.

Mutfağa geçip çay suyu koydum. Dolapta kendime yetecek kadar kahvaltılık vardı. Çıkıp karşıdaki bakkaldan ekmek alıp eve geldim. Kahvaltı… Çay, sigara, balkon ve yağmur…

Siyah çantayı açıp, gece koyduğum defterleri, kağıtları, dolmakalemi ve cevabını hâlâ yazmadığım mektubu çıkardım. Mutfağa geçip masaya oturdum.

Siyah defteri açıp yazmaya başladım.

En son ayrıldığım her şehirde, toplanmış eşyalar arasında bir deftere bir şeyler yazdığımı yazdım…

Sonra, yazmakla da bitmeyeceğini anladım. Bir yerde bıraktım. Ne ben anlatabilecektim, ne başkası anlatacaktı. Kuyu’da su yoktu… Her şeyi çantaya koydum.

Gün ağarıyordu yine…

“Yazma..”

Annemler gelmedi. Kamyon geldi ve gitti.

Evin anahtarlarını ev sahibinin söylediği yere bıraktıktan sonra butik otele gittim.

Çay alıp, sigara yaktım. Çantadan “Sevgili Dostum T..” diye başlayan uzun zamandır cevap yazamadığım mektubu çıkarıp bir kaç kez okudum..

Kağıt ve dolmakalemi çıkarıp “Sevgili Dostum Ö..” diye başladım. El yazıma ve mürekkebin rengine kızacağını biliyordum. Aldırmadım. Mektubu bitirdikten sonra zarfın üzerine adresi yazıp zarfı kapattım..

Siyah defterleri çıkarıp, bir kaç gün önce yazdığım deftere baktım bir süre. Açmadım. Okumadım. Diğer defter boştu. Bir hikaye olmayı bekliyordu. Sadece nerede başlaması gerektiği kalmıştı. Bu şehirde hikaye bitiyor muydu, yenisi bugün mü başlıyordu. Boş sayfaları çevirdim bir süre. Bir şey yazmadan defterleri çantama koydum..

Mektubu masaya bırakıp, kenarını küllüğün altına sıkıştırdım. Otelin verandasından merdivene doğru yürürken masaya dönüp baktım. Mektuplardan anlayan biri postalayacaktır dedim. Mektup da ben de artık şehirden ayrılıyorduk…

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>