Skip to content →

Ördek başı yeşili kadife ceket ve Schrödinger’in kedisi – 4

Tahsin’in dediği:

“Sen acıyı seviyorsun”

Kanepede oturup hiçbir şey yapmadan, etrafa dağılan defterleri boş gözlerle izledim. Sigara bittikten sonra kaç saat böyle kaldığımı hatırlamıyorum. Sonra oturduğum kanepeye uzandım.

Uyku ile uyanıklık arasında, ağrı, sancı ve düşünceler içinde bir süre yattım. Şakaklarım, ense köküm, göz çevrem zonkluyordu. Aç olmama rağmen iki defa ilaç içtiğimi hatırlıyorum. Gözlerimden yaşlar geldiğini de. Kusmamak için dakikalarca cenin pozisyonunda yattığımı da. Işığı söndürmem gerekmesine rağmen o günden beri evde bu ışığın hiç sönmediğini de. Aynada gözlerimin kızardığını gördüğümü de. Bakıp görmeden geçip gittiğini de. Bakıp görmeden geçip gittiğini de. Bakıp görmeden geçip gittiğini de…

Ne zaman tam olarak uyuduğumu, ilaçların ne zaman etkisini gösterdiğini bilmiyorum. Uyandığımda üzerimde sersemlik, beynimde uyuşukluk, ağzımda sigara kokusu ve pas gibi bir tat vardı. Aklımda bakıp görmeden geçip gittiği vardı. Birkaç hafta önceydi. Banyoya geçip, dişimi fırçaladım, yüzümü yıkadım, mutfağa geçip soğuk su içtim. Salona geçip tekrar aynı yere oturdum. Sersemliğin ve beynimdeki uyuşukluğun geçmesi için bir saatten fazla hiçbir şey yapmadan oturdum.

Hâlâ bir şey yemek istemiyordum. Çay yaptım, sigara içmeye başladım. Yemek yemedim.

İçerideki odadan kitaplıktaki kitapları raflara göre sırasıyla salona taşıyıp kolilemeye başladım.

Salona taşıdığım kitaplar bir kutuyu doldurunca bantlıyor, bir kenara itiyor yenisini alıp doldurmaya başlıyordum. Kitaplar bitince yeni bir rafı olduğu gibi içeri taşıyor devam ediyordum. Arada bir çay alıyor, dolan küllüğü boşaltıyor, arada bir tuvalete gidiyor, bazen balkona çıkıp soğukta sigara içiyordum. Sonra… Yeni bir kutu…

Sabaha karşı yorulunca, ne kadar kitap kaldığına bakmadan aynı kanepeye tekrar uzandım.

“Sen acıyı seviyorsun”… S. Bu cümleyi bir kaç gün önce yazmıştı. Bunun ne anlama geldiğini yazmak değil, S.’ye söylemek isterdim.

“Hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü? Ya bu rüyadan hiç uyanamasaydın o zaman gerçek dünya ile rüya arasındaki farkı nasıl ayırt ederdin?” (Matrix 1999)

Rüyalarla ilgili en son ne zaman yazmıştım? Bir yazım okunduğunda rüya sanılabilirdi. Gözüme, iris tabakasına, retinaya, kahverengi halkanın ortasındaki kara deliğe bakıyordum ve anlatıyordum. Gözümü açtığımda “varsan” diyordum. Ne demişti? “T. ne oldu bize?”.

Kaç zamandır rüya görmüyorum. Rüya rem uykuda görülüyormuş ve rem uyku gün içinde yaşanan her şeyin ön bellekten kalıcı olarak kaydedildiği uyku evresiymiş. Günlük beş altı saatlik uykuda, en az dört-beş defa uyandığıma ve her defasında uykuya onbeş-yirmi dakikada daldığıma göre, hiçbir zaman uykunun ilk dört evresini aşamıyorum demektir. Bunun anlamı “rem uykuyu kaybettim” galiba. Öyleyse her şey S.’nin “yazma” dediği günde kaldı. O zaman, S. mi, yazdıkları mı, ben mi, yazdıklarım mı, o gün ve öncesi mi, şimdi mi, hangisi gerçek?

Ö.F.’ye sormalıyım. Aynı filmdeki, tahmin ettiğim replikle cevap verirse, kedinin siyah olduğunu ve “emanet”ten uzak durduğumu söyleyeceğim.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>