İçeriğe geç →

Ördek başı yeşili kadife ceket ve Schrödinger’in kedisi – 2

// Bu yazı 9 parçadan oluşan Ördek başı yeşili kadife ceket ve Schrödinger'in kedisi tefrikasının 2. parçasıdır //    

Tahsin’in dediği:

Kalemde çalışmak eskilerden kalan bir usuldü. Alışmak birkaç haftayı bile almıyordu. Vatandaş, çaycı, polis, katip, diğer dairelerin memurları girip çıkarlar, ancak çalışan kim olursa olsun işine devam ederdi. İş dediğin günün birkaç saatini ancak alırdı zaten.

Kalem kapısının tam karşısındaki masada kâtibe evde hazırladığım notları yazdırırken, dizlerine kadar uzanan koyu kahve paltosu ile gençten biri içeri girdi. Beni ve kalemi süzdükten sonra gördüğü ilk sandalyeye oturdu. Bu ilçeden olmadığı belliydi ama ilgilenmedim.

“Sadece yazıyorum, seninle konuşmuyorum, ikisi aynı şey değil”

Bu hafta sonu annemle babam gelecek. Evi toplayacaklar. Kamyoncu pazartesi günü erken geleceğini söyledi. Tebligatı sabah aldım. Tanıdık bir esnaftan, birkaç gün önce tembih ettiğim kolileri, bir kırtasiyeden de koli bantlarını alıp eve geldim. Hâlâ yemek yiyemiyorum. Yemeğe vakit harcamayacak olmam bir bakıma iyi olacak.

Eve girince kolileri, bantları koridora bıraktım. Bir sigara yakıp evin içinde gezdim bir süre. Nereden başlasam diye karar veremediğimden değildi gezdiğim. Önce tüm defterlerimi salona getirip sehpanın üzerine koydum. Bitenler ve yarım kalanlar… Son yazdığım siyah defterde “…kelimeler bazen gerçekleri göstermiyor işte S..” cümlesini okuyunca, haftalar önce söylediği “Sadece yazıyorum, seninle konuşmuyorum, ikisi aynı şey değil” dediği aklıma geldi. Aynı şeyleri niye başka zamanlarda söyledik ki dedim kendime. Bir sigara daha yakıp defteri bir kenara bıraktım. Koliler içinden defterlere uygun bir tane seçip tekrar salona geçtim.

Kalemde çalışmakla, kaleme bir iş için gelip gitmek arasında bilinmeyen bir şey vardır. Katibe bir süre daha notları yazdırdım. Bu süre içerisinde kaleme giren genç fark etmese de, ne yaptığını izledim. Kalemdeki herkesi ve her nesneyi ve özellikle de saati yeteri kadar incelediğine kanaat getirince artık gelenin kim olduğunu ben de merak ettim. Gözlerimi, bilgisayardan yeni gelen gencin ürkek ve sabırsız yüzüne çevirdim. Bu hareketimi bekliyormuş gibi, daireye yeni atandığını söyleyerek kendini tanıttı. Bunu duyan diğer çalışanlar gibi ben de biraz şaşırdım. İşe ara vermek, odaya geçip sigara ve çay içmek için iyi bir bahaneydi. Yanına gidip hoş geldiniz dedim.

En eski olandan, lise yıllarında yazdıklarım ve şimdi hiç okumadıklarımdan başlayarak kolinin içine koymaya başladım. Son bir kaç defteri de koyduktan sonra koliyi bir kenara fırlattım, defterler etrafa saçıldı.

Katibe sonra devam ederiz deyip koridora çıktık. Çıkarken geri dönüp iki çay söylemelerini istedikten sonra odaya geçtik. Oturduğumuzda çaylar gelene kadar bir iki cümle sohbet ettik. Sonra odayı incelemeye başladı. Beni tanımıyordu. Oysa sadece üç ay önce şimdi onun oturduğu yerde ben oturmuş aynı şeklide aynı yerlere bakıyor odayı ben inceliyordum. Onun bu ürkekliğinde kendimi görünce yüzümde hafif bir tebessüm belirdi. Bu şekilde onu süzerken O yüzümdeki bu tebessümü yakaladı. O da tebessüm etti. Azmi çayı getirip, genç arkadaşa hoş geldiniz dedikten sonra sırıtarak odadan çıktı. Sigara uzattım, kendininkinden yakmak istediğini söyledi. Üstelemedim. “Yol nasıldı üstad?”

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>