İçeriğe geç →

Mütareke

Seni kendi istediğim şekle sokmak için çok uğraştım, seni bir kalıba sokmaya çalıştım bugüne kadar üzgünüm, diye girdi söze Elif. Olduğun gibi sevmeyi beceremedim demek ki. Sabırsız davrandım belki de bilmiyorum. Hep değişmeni, benim sende değişmesini istediğim şeyleri hemen değiştirivermeni bekledim, olmayınca bunaldım. Halbuki çok da mühim şeyler değildi biliyorum. Önemsemedin sen de zaten pek.

“Hayır hepsini önemsedim” diye araya girdim, hassasiyetim sesime işlemişti. “Hepsini önemsedim, haklı bulmadıklarımı uzun uzun konuştum seninle. Haklı bulduklarımı da değiştirmek için uğraştım. uğraşıyorum”. Elif, söyleyeceklerini unutmak korkusuyla hızla araya girdi, “neyse işte, demek ki bana yetmemiş ya da ben anlamamışım veya anlamazdan gelmişim bilmiyorum. Sorun zaten senin yaptıkların yapmadıkların değil. Ben aslında hata ettim senden bunları istemekle. Benim için değişmen falan… Hatır için değişilmez neticede. Neden değişilsin ki? Öylesindir, böylesindir. İki insan birlikte olacaksa, tercihlerini “olan” neyse ona göre yaparlar, yapmalılar herhalde. Ben çok şey istiyorum. İstemeyeceğim bundan sonra. Hatta daha önce istediklerimi de unutalım. Seni olduğun gibi sevmek en doğrusu”.

Çay tabağının kenarındaki çay kaşığıyla oynadığı kısa sessizlikten sonra başını kaldırıp, bakışlarını, yeniden benimle kesiştirdi. “Olduğu gibi bırakmak en iyisi galiba. tamir etmeye, kendine göre düzeltmeye, ayarlamaya çalışmaktansa, nasılsa öyle bırakmak en doğrusu. Seni olduğun gibi sevmeye, öğrenmeye çalışmak, sana kendin olduğun, rol yapmadığın halinle bağlanmak, alışmak falan işte. Ne bileyim”. Son cümlesiyle çatalını zeytin kasesine uzatırken yüzündeki umursamaz ifade aklımın derinliklerine hiç gecikmeden kazınmıştı.

“Rol falan yapmıyorum ama sen bilirsin. Rahatsız olduğun şeylerle ilgili hassas davranmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Öyle yapmaya da devam ederim” diyebildim kaygıyla. Masada gözlerimi dolaştırırken kendimle konuşuyormuş gibi devam ettim, “Rol yapmıyorum. Neyse artık başka şeylerden bahsedelim. Sen nasıl istersen…”. Bunları söylerken tam da yapmamam gereken şeyi yaptığımın hiç farkında değildim ne yazık ki. Bu, “Sıktı artık bu laflar, çok da ilgilenmiyorum” tavrımın üzerine eli bilinçsizce telefonuna gitti. Tam eline alacakken ne yaptığının farkına varıp çayına uzandı. Yüzüme dalgın dalgın bakıp gülümsedi. “Neyse işte öyle, çay içer misin?” deyip kalktı masadan. Bana arkasını döndüğünde de sesli bir oh çekti.

Ocağın önünde durmuş kendine çay koyarken, masadan uzanarak çiçekli geceliğinin altından kalçalarını okşamaya başladığımda her şeye rağmen tüyleri diken diken olmuştu. Telefonu çalmaya başlayınca ikimiz de gülümsedik. Telefon uzun uzun çalarken, yerimden kalkıp arkasından sarılmıştım. Gözlerimi kapamış ensesinde terle karışmış parfümünü koklarken telefon bir kaç saniye susup yeniden çalmaya başladı. Yavaşça arkasını dönüp üfleyerek telefona yöneldi. Arayana bakarken salona doğru yürümeye başlamıştı bile. Salon kapısının usulca kapandığını duyunca, heyecanlı kalp atışlarını üzerime alınmayı bıraktım. Önce telefona uzanıp geri kaçan el, ardından çatalı zeytin kasesine uzatırken gördüğüm bakış geldi aklıma. Önümde duran yeni doldurulmuş çayı alıp masaya döndüm. İyi dilekler ve yapmacık bir veda ile Elif’i yeni sevgilisine uğurlama merasimini düşünerek sürdürdüm kahvaltımı.

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>