İçeriğe geç →

An – 45

Büronun ışıklarını kapatmadan önce kravatını gevşetme izni veriyor kendine. Kapıyı kitleyip alarmı kontrol ediyor. İş çıkışında yine gazetesini almış mimar Cüneyt bey. Hava soğuk mu soğuk, paltosuna sarınıyor. Arabasını her zaman trafiğe çıkarmıyor. Yürümek iyidir. Sokak lambalarının turuncu ışığında vitrinlere baka baka gidiyor. Ne çok dilenci var. Sokakta mendil satan ne çok çocuk… Ne olacak ülkenin geleceği? Kendisine ilişmelerinden ve onlar yokmuş gibi yürümeye devam etmekten nefret ediyor. Fakat genç bir kız yaklaşıyor yanına. Şalvarı çamurlu, çöp kokusu… “Abim bi ekmek parası, hadi be güzel abim”, aniden yapışıyor Cüneyt beyin eline. Kızın teni yumuşacık, ılık. “Hadi benim efendi abim, çoluğunun çocuğunun sadakası”. Nasıl narin ince parmakları var, elini çekemiyor Cüneyt bey.

Kıza bakmaya bile cesaret edemeden adımını yavaşlatıyor. Sanki yüzüne baksa aldığı haz son bulacak. Birden gören olur, anlar diye huzursuzlanıp alıyor elini kızın kadife avuçlarından. O akşam eve girince ellerini yıkamıyor. Hediye gelen purolardan birini yakıp bir sütlü kahve yapıyor kendine. Eşi televizyon izlerken o da gazeteyi okuyormuş gibi yaprakları çeviriyor. Bacak arasından kıllar fışkıran şu çingene kızı bir apartman boşluğunda sıkıştırdığını, altında acı çeken kara bir köpek gibi viyakladığını hayal ediyor. Sonra hanımı “yemek hazır ellerini yıkamayı unuttun” diyor. “Kabak pişirdim kilo vermemiz lazım”.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>