Skip to content →

Mesai / Fonetiği Güzel Bir Kelime

Sıradan bir şeydir aslında. Gittim bir banka oturdum. Niye bank dendiğini bilmediğim, daha önce de düşünmeme rağmen bir neden bulamadığım, buna rağmen mutadım hilafına kendime dert etmediğim bu sokak oturağına oturup elimdeki kitabı açmadan öylesine etrafı izlemeye başladım.

Az sonra sol çaprazımdan 60-65 yaşlarında olduğunu ve “emeklilik işini yaptığını” tahmin ettiğim bir amca bankın boş yerine bakarak geldi ve bana bakıp belli belirsiz bir selam verdikten sonra yanıma oturdu. Göz ucuyla bakıp az önceki –ki sadece birkaç saniye önceydi– “öylesine etrafı izleme işi”me geri döndüm. Birazdan telefonunu çıkarıp, anlamsız bir şekilde bakacağına ve  huzursuz bir iki hareketten sonra onun da etrafı izleyip benimle konuşmaya çalışacağına  emindim. Yanıla da bilirdim(bu kelimenin bu şekilde yazılacağından emin değilim ama “yanılabilirdim de” şeklinde yazsam istediğim anlama gelmeyecek). Öyle de oldu. Yani yanılmadım.

Niye yapıyoruz bilmem ama, yanımdaki amcayı sanki aklımın bir yerine istiflemişim sandığım kalıplardan birine sokmaya ve bu amca hakkında bir şeyler tahmin etmeye çalıştığımı fark ettim. Oysa sadece “öylesine etrafı izleme işi” yapıyordum ben. Onun da benim elimdeki kitaba ve benim öylesine etrafı izlememe takılarak ne yapıyor diye düşündüğünü, ilk fırsatta bir şekilde söze başlayacağını tahmin ettim. Onun bu şekilde düşündüğüne karar verdiğim için bu sefer onun kafasındaki kalıplardan hangisine dahil olduğumu merak ettim. Yavaşça bir sağa bir sola bakıp aynı şekilde oturmaya devam ettim. Bu sefer O’nun, benim onun hakkında bir şeyler düşündüğü fark ettiğini anladım. O da benim, onun benim hakkında bir şeyler düşündüğünü fark ettiğimi anladı. Yakalanmış gibi hissetti ve söze girmekten vazgeçip telefonuna tekrar baktı. Hâlâ ne arayan vardı ne de bir mesaj. Eski bir telefon olduğundan bu iki şey dışında bir şeye yaramadığını biliyordum. Bu öylesine bir bakıştı.

Bu sefer aklıma otobüs yolculuklarının zoraki ve birkaç saatlik arkadaşlıkları geldi. Yolculuk nereyeden başlayıp, meslek ve memleket sırasıyla devam edip en sonunda bir tanıdığı ile hemşeri veya aynı memlekette çalışıldığının tespiti ile anlamsız bir döngüye giren ve yolun bir yere varmasına rağmen anlamsızlıktan öte bir yere varmayan sohbetleri, yan yana oturanlar için “sen mi başlarsın ben mi başlayım” türden bir sıradanlık, yapılmazsa da eksiklik içerir(di). Otobüs yolculuklarında bu sohbetin başlaması için bir başlangıç cümlesi varsa da banklarda karşılaştığın biriyle sohbete nasıl başlanacağına dair bir girizgah cümlesi bilmediğimi dahası olmadığını fark ettim. Emekli olsam belki bilirdim-haliyle emeklilik işi yapan amcanın biliyor olması lazımdı- ama ben emekliliğini bile göremeyecek bir neslin insanıydım. O ise düşünürken yakalanmış olduğunu sanmasının ve “emeklilik işinin” günlük başlangıç cümleleri dışında bir şeyler söylemek için bir cümlesinin olmaması nedeniyle iyice huzursuzlandı. Konuşmak istiyordu. Onun işini zorlaştırdığımı biliyordum. Çünkü onun hakkında düşünüyor, ne yapmaya çalıştığını tahmin ediyordum ki o bunu biliyordu ve bu yüzden bir çekingenlik yaşıyordu. Ben mi ona bir şey sormalıyım diye düşündüm ki, ben “öylesine etrafı izleme işi” yapıyordum, biriyle konuşmak öylesine etrafı izleme işinin kurallarına uymaz diyerek vazgeçtim.

Yine de, emeklilik işini yapan amcanın ne yaptığını merak ettim. Bu sırada bir arabanın motor sesi yardım etti de soluma dönüp emeklilik işi yapan amcaya bir kez daha baktım. O da önce arabaya baktı sonra bana dönüp ikimizin de arabaya bakıyor olmasının sanki konuşmak için bir fırsat olabileceğine karar verdi. Bu şekilde düşündüğünü anlayınca ne yapacağını merak ederek bu sefer önce yere sonra diğer tarafa dönüp bir iki saniye aynı şekilde kaldım. Tekrar “öylesine etrafı izleme işi”me geri dönüp karşıya bakmaya başladım. Onun konuşmayı deneyeceğini düşünerek yere baktığımı anlayınca vazgeçti. 60-65 yaşlarındaki amcanın “emeklilik işinin” en zor saatlerinden biri midir diye düşündüm.

Bu şekilde biraz daha oturduk.

Ne kadar oturduk bilmiyorum.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>