Skip to content →

MASAL – 4

o önde ben arkada, toz duman içinde bi kaç beş on zaman yürüdük. geceye kalır mıyız, uzak mı? deyince, ”ilk masalın mı?” diye sordu, gözüme sürekli kaçan tozlardan buruşmuş yüzümü kolumun arkasında tutarak evet der gibi başımı salladım. ”masal senin” dedi, sen istemeden güneş batmaz. ”batıyor ama?” diye sorunca durdu. toz, kuru otlar bi kaç saniye havada asılı kaldıktan sonra üzerime çökerken ”o zaman, sahip çık masalına” dedi.

domates bahçesi koyu yeşil, kocaman yapraklı, koyu, devasa ağaçlarla çevrili uçsuz bucaksız bir alandı. ufka doğru bakınca gelincik tarlasına benziyordu. ”murlak ağacı bunlar” dedim. yürümeye başladığımızdan beri konuşmamıştık. ”bu mevsimde yaprakları insan boyunda olur. yumuşak kalın kabukları vardır gövdesinin en dışında. eskiden gece arazide kalmak icab ederse murlak yaprağını yorgan yaparlarmış insanlar kendilerine. kabukları da ekmek gibidir. lezzetlidir de”. yaslandığım murlağın kabuklarından bir parça kırıp, bahçenin içine oturdum, elimin uzandığı fidelerden bi kaç domates kopardım. karşımda kıs kıs gülüyordu. ağzıma tıkıştırdığım domatesler yüzünden konuşamasam da hayırdır anlamında gözümü kırpıp başımı salladım . murlak, dedi, iyiymiş. sen ne dersen o tabi. gülmeye devam ediyordu. ben de gülümsedim. ”ciddiyim” dedim. ”lezzetli baya”.

karnımı doyurduktan sonra sohbet ettik biraz. nerden çıktı bu masal işi diye sordu. anlattım ben de. senden bahsettim. böyle böyle dedim. masal istedi…”becerebilecek misin peki?” sorusu ağır gelmiş olacak ki bi durup düşündüm. vallahi büyük ihtimalle yarım kalır, dedim. dua edelim ben tıkandığımda o uyumuş olsun. peki sen n’apıyosun burda? dedim konuyu üzerimden indirmek için. ”eserim” dedi. ”tek bildiğim bu. işte böyle masal oldukça da laflarım gelen gidenle. uzun zamandır uğrayan da olmadı ne yalan söyleyeyim”. karnım öyle acıkmıştı ki başka mevzu açmadım. o da anlamış olacak, daha fazla üstelemedi.

karnımı domates ve murlak kabuğuyla tıka basa tamamen doyurduktan sonra, elimden destek alarak yerimden doğrulunca, ”gidiyor musun?” diye sordu kaygıyla. ”yok” dedim. şu yapraklardan bi tane koparayım. uykum geldi, uzanıcam biraz. ”iki kopar iki” dedi. ”sabah soğuk soğuk gezerim ben. ne zaman gelecek peki seninki?”. dört yaprak koparıp ikisini üstüste yere serdim. epeyce yumuşak bir yatak oldu. üzerlerine uzanıp diğer ikisini üstüme çekince üşüdüğümü farkettim. çantamı da yastık yapıp gözlerimi kapatacaktım ki tekrar sordu. ”ne zaman gelecek?”. bilmiyorum dedim. çaydanlık falan ayarlayacak. yarına gelir herhalde. ”bisküvi işini nasıl çözeceksin?” sorusunu bilmiyorum çok uykum var diye geçiştirerek yapraklara sarılınca ”iyi peki, ben buralardayım sabah görüşürüz” diyip yanımdan ayrıldı. ışığı kapatıp, rüzgarın salladığı milyonlarca murlak yaprağının sesini hafifçe açtım. nefis domates kokusu içinde uyuyakalmışım.

sabah burnumun dibinde kişneyen atla yerimden fırladım.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>