İçeriğe geç →

İZMARİT GÜNLÜĞÜ – 3

Doğum denen olayın abartıldığını düşünürüm. Hep kutsanmaya çalışılır. Oysa dışkı, sidik, kıl, her türlü vücut sıvısı, kötü kokular, yırtılan vajinalar, çığlıklar ve gerilen sinirler, kötü bir şey olmasın diye edilen dualardır olan biten. Bir kadının vücuduna kordonla asalak gibi tutunmuş bir canlının kopmasıdır. Etin kopmasıdır etten. Parazit yaşam tutunduğu konaktan sökülür. Israrla kutsallaştırmaya çalışırlar. Belki yaşama tutunma çabası etkileyicidir o kadar.

Asıl doğum, annenin yüzünü ayırdettiğinde olur. Anne yüzü. 2 aylıkken artık tanımaya başlarsın. Annenin yüzü dünyadır, insandır, hayattır, sensindir. Annenin yüzü senin senle olan ilişkindir. Yer yüzünün en berrak aynasıdır sana tutulmuş. Hep üzgün baktığını farkedersin bir vakit sonra. Ve düşünmeye başlarsın sana bakıp o vücudundan kopan parazite kızıp kızmadığını, doğurmaktan pişman olduğunu. Daha beş yaşında söylemiştir sana, günah olmasın diye aldırtmamıştır seni. Bir doktor kancayla kazıyıp, parçalanmış bedenini çöp kutusuna atacaktır, içi elvermemiştir. Yaşın henüz beş. İçine bir ateş düşer ve bir daha hiç emin olamazsın insanların seni sevdiğinden. Onları rahatsız ederim diye korkarsın. Sesini bile yumuşak ayarlarsın. Annen bile istememiştir. Fazlasın; yer kaplama, çok isteme.

İşte böyle göğsünün ortasında bir çatlak açılır, sızlar. Her şey o çatlaktan boşluğa uçar. Beş yaşındasındır, küçük civcivin yoruldu dersin annene, kollarını açar kanatları arasına alır yumuşacık, sıcacık tavuk. Dünyanın en huzurlu koynu, en güzel kokusu. O kadar güzeldir ki o an farkında bile olmazsın; o koku ninsan kokusudur sana. Ona göre kıyaslarsın kızların kokusunu, güzel mi kokuyor kötü mü. Sıfır noktası ölçümler için. Sıfır noktasında sana söylenen dünyaya istenmeden getirildiğindir. İçine ateş düşer, sonra hep acıyla karışık seversin. Annen sabah sen okula giderken ağlar bir gün. Anlarsın evden gidecektir. Daha fazla devam edemeyecektir. Hiçbir şey söylemez ilkokul 2’ye giden oğluna, sadece sarılıp ağlar. Okula gidersin ve o gün hiç konuşmazsın. Sen artık annesiz bir çocuksundur bilirsin. Akşam eve döndüğünde telefonun yanında babana bırakılmış bir mektup vardır. Sana bırakılmış bir hiç.

Annen döner. Sesin hep kısık kalır öyle. Annen senin yüzünden mutsuz olup gitmesin diye. İnsanlar mutsuz olur, giderler. Hiçbir şey istememelisindir onlardan. Uyarsın, susarsın, anlamaya çalışırsın. Gittikçe öfkelenirsin onlara. Senin susmanı kimse sormaz, sen ne istiyorsun demezler. Sen hep gülümsüyorsundur. Öfke içinde patlamak üzere büyür. Çıkamaz ama… Çıkarsa yapayalnız kalacaksındır. Hayat çekip gidecektir. Kendine ve yaşadığın hayata inancını yitirirsin. Eleştirel gözlükler takar ve eleştirmen koltuğunun tadını çıkarırsın hayatta. Hep yorumlayan, bir türlü doğmayı kendine yakıştıramayan.

Sigarayı bırakırsın bir gün ve yolda yürürken soluğun tıkanır. Bronşların dumanı ister. Duman yerine içine dolan hava, boşluktur yalnızca. Bu binalar, çalıştığın iş, bu şehir, bu hayat saçmadır. Ciğerlerinin nasıl çaresizce açılıp büzüldüğünü hissedersi. Bir yolda yürürken nasıl hayatla olan sorunun için emzik gibi sigarayı aradığını farkedersin. Göğsündeki çatlağı görürsün aniden; acı dolu, her şeyi hiçliğe salan, mutlu olma hakkını elinden almaya çalışan annenin yüzü gelir aklına. Yalnızca her istediği olunca gülen o dünyanın en güzel yüzü, çiçek bahçesi gibidir.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>