İçeriğe geç →

İLK AŞK

Bahçeli tek katlı bir ev vardı. Yıkık döküktü. Çoktan çıkmıştı sakinleri; lavabolar, kiremitler, çerçeveler ve para eden herşeyle birlikte. Bahçesinde bir dut ağacı kalmıştı fakat; dallarını sallayınca patır patır dökülen. Bizim kadar kuşlar da severdi ağacı. Düşüp kuş yavruları da kırardı kollarını bacaklarını. Biz alçıya alınırdık, onları kediler yerdi. Kediler kızışmış, kuyrukları havada, kapı eşiklerine sürtünerek dolanırlardı ortalıkta. Birbirlerini ısırıp, tırmalayarak oturma odasının ortasında çiftleşirlerdi. Öğrenmiştik kedilerin sevişirken ve avlanırken nasıl sesler çıkardığını. Esmer bir kız vardı. Adı sibel miydi? Bütün gençler peşindeydi. En bıçkını hakan abi, eve getirirdi akşam üzerleri. bizi kovardı hemen. saklambaç oynardık evde en çok. tozlu ve loş odalarıyla evrenin en gizemli köşesiydi. Dışarıda tek tük araba sesleri. Ebe duymasın soluğumuzu. Şşş.

Fatiha 41 defa tersten okununca şeytan da gelmişti bir gün. İnanmıyor musunuz? Annem babam üstüne yemin ederim. Bir çetemiz vardı. Sigara içilirdi gizlice ve gururla çıkılırdı dışarı. İlkokul bitiyordu ki evi yıktılar. Ağaç kesildi. Bir apartman dikildi. Biz taşındık. Bir gün apartmanlar da yıkılır mı, serçeler, kediler ve gizli çeteler adına? Hatırlıyorum memur ve işçilerle dolu, daima kömür kokan bir yerdi mahallemiz. Parayı denkleştirenin sıvışmaya baktığı bir yerdi.

karanlıkta mı sevişirdi herkes
sabahlamaz mıydı kimseler
uykusu kaçınca
ne yapardı komşular
teker teker sönerdi ışıkları apartmanların
geceyi çekip üstüne
kapanırdı kızıl gözleri petek petek
kuytuya sinmiş dev bir böceğin
kapanırdı gözleri
bir böcek gibi yaşayıp ölenlerin

Yıllar sonra büyüdüğüm sokakları bir kez daha görmek, bebekken giydiğin kazağa hayretle bakmak gibi. Bu kadar dar mıydı yollar, bu ev bu kadar küçük müydü? İlk aşkın nerelerdedir şimdi. İlk aşkın ki rüzgar hiçbir insanın saçlarına böyle yakışmamıştır.

tüterdi
savrulurdu saçların
savrulurdum tüterdim
tutunca ellerinden
biz çocuktuk
açık ağızlarla dünyaya hayran
dişlerini öpmek gelirdi içimden

Çocuklar televizyonla büyüyor artık ve büyükleri şaşırtarak aşık oluyorlar yine. Garip olan çocukların aşık olması değil, ısrar ediyor büyükler şaşırmakta.

ilk aşkımdan bu yana
her kız cam parçası
birbirinin aynı
kanatıyor ellerimi
birleştirince kırıkları

yedisinde bir taş attım
kaybettiğim sapanla kırılmış
kendimdir topladığım

Ara sokaklardan birinde ağaçlar duruyor yine öyle. Bu mevsimde ince uzun dallar döker. Ağacın cinsini bilmiyorum. Sonradan öğrenmeliydim oysa. En uzununu kapıp kılıççılık oynardık. Ne demekse?

kalacak geriye oyunlar
merak etme
ölse de bütün çocuklar

Hayat, doğunca binilen ölünce inilen bir tren. Bazıları koltuklarını yeni yolculara bırakıyor. Biz ölünce başkası koltuğa kuruluyor. Öyle ki inmiyor, pencereden dışarı fırlatılıyoruz. Bu duruma katlanabilmek için cenaze törenleri düzenliyorlar arkamızdan. Kendileri için. el fatiha. Böylece ölüm bizi yaka paça dışarı atmamış oluyor. Ölüm gözlerini yummuş 100’e kadar sayıyor. Önüm arkam sağım solum sobe! Ersin ne küçüktün sen öldüğünde. Ama hırsla ve inatla söylüyorum; çocuklar aşık oldukça insanoğlu kazanacak oyunu. Evet, asıl biz sobe!

çocuklar büyüyor canım
bakkalın oğlu ali bile
dik dik bakıyor kadınlara
bir tohum çatladı sanki
yıllar geçiyor yıllar geçiyor
biz de yaşlanır ölürüz bir gün
derken nasıl da sıkılıyor canım
seni de işin içine dahil ettiğim için
yetmişinde hatırlamak seni
pürüzsüz incecik boynunu
bir hüzün kaplıyor her yanımı
senin yaşlandığını düşününce
artık yazmak istemiyorum

Her kuşağın özel saydığı hep aynı yolculuk belki. Daire şeklinde bir hat gitmekten, gençleri ve aptalları kandırmaktan asla utanmayarak düdüğünü öttürüyor keyifle. İnsan dramatik hayvan. Nasıl da çaresiz derken takılıp kalmaz mı kelimeler

sızlamasın mı ellerim
kalem tutmakla
yumruk olmak arasında

sızlamasın mı yüreğim
yenilmekle
ateş olmak arasında

ört üstümü sen sızımla
yattığım her ne uykusuysa
sıçrarım bir gün
düştüğümü görüp rüyamda

sen de düştün biliyorum
sevdiğim kız
bir el uzandı mı sana hiç
uyanma yorgunsun diyip
okşadı mı saçını
bu düşüş durdu mu

aşk tutunmaktır
aşk uzatılan o elden başka nedir

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>