Skip to content →

Full Hd

Hızlı adımlar atan yüksek ve ince topukların seramik zeminde çıkardığı ses benim kapımın önüne gelince kesildi. Zil çalmadı, kapıya tıklanmadı ve fakat ayak sesleri uzaklaşmadı da. Tedirgin bir merakla koltuktan kalkıp sessizce kapıya ulaştım. Kapının deliğinden baksam orada olduğum anlaşılabilir diye korkuyordum ama kimden, ne diye korktuğumla ilgili de bir fikrim yoktu. Öyle dikildim bi’kaç süre.

Yeterince beklediğime kanaat getirince delikten dışarıyı kontrol edip kapıyı açtım. Etrafta kimse görünmüyordu. Kapıya bir şey, bir broşür, promosyon falan da bırakılmış değildi. Yeni paspaslanmış zemindeki yalın ayak yürüme izlerini görünce “aha” dedim, “yakaladım seni”. Merdiven boşluğuna açılan çıkışa sessizce ulaşıp demir kapıyı araladım. Hareketle birlikte yanması gereken lamba tepki vermeyince kapıyı biraz daha ittirdim. Işık yanıp da izlerin kapının arkasına dönüşünü farkettiğim anda, boynuma inen usturanın deriyi keserken çıkardığı o ıslığa benzeyen ses ve tatlı acı geliverdi.

Gözlerinde herhangi bir korku, ürkeklik belirtisi falan yoktu. Hazırda tuttuğunu düşündüğüm ıslak mendille eline sıçrayan birkaç damla kanı temizliyordu. “Kapı arkası çok iyi fikir, fışkıran kanın çoğu kapıya gelmiş” diye geçti aklımdan. Ziyadesiyle soğukkanlıydı. Yalnız benim hala ayakta duruyor olmamdan sıkıldığını belli eden yüz ifadesi dikkatimi çekti. Onunla birlikte, tabii etkileyici bir göz makyajı vardı. Şimdi ayrıntılı anlatmayayım. Ela gözlerinin altındaki çıkık elmacık kemikleri ve muntazam yüzü, çıkık kürek kemiklerinin üzerindeki mavi fuları…

Düştüm. Kötü düştüm. Başım da yarıldı hay lanet. Bir son konuşma bekledim sabırla. Ders veren o son sözleri duymak istedim. Hiç konuşmadı. Sakin sakin ölmemi bekliyordu. Öldüğümden emin olunca ne yapacak diye düşünürken; ölü taklidi yapmaya karar verdim. Hayatımın son anlarını ölü taklidi yaparak geçirmek fikri komik gelince gırtlağımdan baloncuklu, kanlı bir hırıltı çıktı. Sese son nefes süsü verip ellerimi serbest halde yanlara attım ve sırtüstü uzandım. Boynumdan enseme süzülen kanın sıcaklığı keyifli bir huzur da vermişti.

İşini bitirdiğinden emin olunca elindeki usturayı üzerime atıp ayakkabılarını giydi ve kapıyı açıp uzaklaştı. Hiçbir ipucu vermedi, tekme atmadı, tükürmedi, küfür etmedi. Öyle göt gibi öldüm orda. Evin kapısı da açık kaldı.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>